⚘Gül

Tasavvuf yolunun başı da sonu da edeptir. Giydirdiğimiz tac-ı şerif, edep yolunun remzi olsun. Kemer bağlamak, hizmete bel bağlamaktır. En büyük hizmet nefsle mücadeledir. Gayretine nişan olsun. Hırka, kalbin dibasıdır. Batında kalp neyse zahirde hırka odur. Biz hırkayı sırtına giydirdiysek de sen gönlüne ribaz edesin. Bundan sonra mesuliyetin de imtihanın da daha ağırdır derviş. Unutmayasın halifelik yalnızca bir eşiktir. Verdiğimiz icazet yolun sonu değil, başıdır. Gayrı her adımda bir kaide, her menzilde manevi bir teftiş vardır. Ol sebeple her daim agah olasın. Emanet, yolda liyaketle yürüyenler içindir. İstikameti ilimle çizilir. Yükü gayret ve himmetle taşınır. Onu ayakta tutan ihlas, muhafaza edense edeptir. Verdiğimiz icazet, omuzlarına yüklediğimiz halifelik yükü hayırlı mübarek olsun. Rabbim derdini artırsın hak yolundan ayırmasın inşallah. Vefa Sultan
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ne zamana değin hatırlanır ardımızda kalanlar? Gül
Bilinç düzeyi ve altında yatan daha nicesi...
​Yıl 2015-2017 arası, lise yıllarım. Öğle aralarında vazgeçilmezimiz döner, ama asıl favorim şehrimizin o eşsiz lezzeti: Tantuni. "Çift lavaş, acılı ve maydanozlu lütfen!" ​Yanımda en yakın arkadaşım... Tuzlu ya da acılı yediğinde midesi ağrıyor. Onun canı yanmasın diye her seferinde dikkat ediyor, onu sevgiyle ikaz ediyorum. Öğle aralarında edilen o tatlı sohbetler... Ve tüm bunların arasından sıyrılıp, yıllar sonra bugünüme bile yön veren, zihnimde yer etmiş küçücük bir detay. ​Şimdilerde bana ailenin önemini derinden hissettiren bir detay bu. Ailenin çocuğuna gösterdiği özen; bir annenin çocuğu için hazırladığı yemek, bir babanın evladına ayırdığı zaman ve ona kattığı her bir değer... Meğer tüm bunlar çocuğun kendisine bakışını, hayatı yaşayışını, kendisiyle kurduğu bağı ve dış dünyadaki tutumlardan nasıl etkileneceğini biçimlendiriyormuş. ​Evet, mesele bir domates. Annem evde salata yaparken, domatesin sapını çıkardıktan sonra kalan o sert, yeşil kısmı mutlaka keser, öyle doğrardı. O gün sırada tantunimi beklerken, dürümün arasına konulacak domateslerde o yeşil kısmın öylece bırakıldığını fark ettim. O yaşların getirdiği çocuksu bir hassasiyetle, bunu kendime yapılmış bir "saygısızlık" gibi hissettim. Tantunici abiye döndüm; belki biraz sitem, biraz da kızgınlıkla, "Domatesin bu kısmını keser misiniz? O kısmın olmaması gerekiyor, neden böyle doğradınız?" deyiverdim. ​Bugün geriye dönüp baktığımda mesele elbette sadece domatesin sapı, üzümün çöpü değil. İnsan ailesinde sevgiyi ve özeni gördükçe; öz değeri, sevgiyi alma ve verme biçimi de ona göre şekilleniyor. Kendini konumlandırdığı yeri, toplumun ona karşı davranışlarını, hep ailesinin aynasından yansıyan o ölçütlerle değerlendiriyor. ​Bir domates hikayesi işte... Ama yıllar boyu benimleydi, muhtemelen hep de
Seni nicedir tanırım. Senin ruhuna hitap eden kokuyu da makamı da tespit ettim. Şimdi senden dileğim gözlerini kapatman. Ben rebabın teline vuranda dilersen kendini bir ovada düşün; engin, çiçekli bir ovada. Dilersen dağın yamacında rüzgarın karşısında düşün. Anladın mı yareli? Vefa Sultan