Hüseyin Oral

Hüseyin Oral
@Pentekontera
5 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·480 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2022 12:41
Bu yolun ucu, kötüsü gelirse, belki de ölene kadar sürecek Fizan, Taif, Yemen sürgünlerine bağlıydı. O zd- man bu yola girenler Padişah damatlıklarını, en büyük başkentlerdeki ataşemiliterlikleri, müşir paşalıkları peşin peşin tepmiş sayılıyordu. Kazanırlarsa hürriyete kavuşa- caklardı. Neydi bu hürriyet? Herkesin dilediğini yapma- SI... Nasıl uyuşur askerliğin sıkı düzeniyle, peki?... Bunu bile düşünmeye vakit kalmadan, akıl almayacak kadar kısa zamanda, iki yıl sonra, akıl almayacak kadar ko- laylıkla, birkaç telgraf çekilerek, kazanıldı hürriyet.. . -Cemil duvardaki resme daldı bir zaman...- Tuna'dan Bas- ra'ya, Sinop'tan Trablus'a uzanan koca Imparatorluğun gerçekten sahibi oluverdiklerini anlayamadan öldü Naz- mi, yirmi altı yaşında, çevrilmiş Edirne şehrini savunur- ken. .. Aç, hasta, umutsuz...* 13 . Cemil. şişenin mantarını disleriyle çekerken. yaşama denilen didinmeyi, umutlari umutsuzlukları, güvenleri gü- vensizlikleri, övünmeleri utanclarıyla, bir anda bitiren mi- nimini bir kurşunun akıl almaz gücüne, ömründe belki ellinci dela gercekten şaşıordu. 17 -Savaş, yalnız yürek işi değil de ondan galiba... Biz, Kanal'a suyu tulumlarla develerin sırtında götürdük! Topları, elli adımda bir, geriden alıp ileriye koyduğumuz kalasların üstünde sürükledik. Onlar Gazze önüne kadar su borulari doşediler belim kalınlığında... Toplarını tren- lere koyup getirdi. Gazze'de bizi, ne topcu yendi, ne atlı birlikler, ne sayı üstünlüğ... Bizim cepheyl. su borusuy- la tren yolu çökertti, boğa yılanları gibi kafalarını vura vura... Geçmişe yanmayı birakalım da, bundan sonra- sını düşünelim! 57 Biz mi? İIngilizlere Hinli. İtalyanlara Habeş, Fran- sızlara Cezayirli, Japoniara Çinli gibi görünürmüşüz... Bir - Alman subayı arkadaş söylemişti. Ya Amerikalılara, Almanlara...
Yorgun SavaşçıKemal Tahir · Tekin Yayınevi · 19834,295 okunma
Reklam
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2022 5. kitabı
s.14 1453e kadar osmanlı hanedanı eşitler arasında birinciydi. gücü evrenosoğulları, malkoçoğulları ve turhanoğulları arasında paylaşmaktaydı. s. 53 bir dinin teorisindeki engeller, pratik nedenler kendlerini gösterdiklerinde yeniden yorumlanabilir ve ortadan kaldırılabilirler. osmanlıda faiz yerine katılım payı olması gibi. s. 54 esg: 16. 18. yüzyıllar sırasında oluşan bir yeni dünya sisteminden bahsediliyor. ülkeler hiyerarşik bir division of laborun parçası olmuşlar. eşitsiz ekonomik ilişkiler üzerine kurulu olduğu, merkez ülkelerin çevre ükelerden ucuza hammadde aldığı, buna katma değer ekleyip bunu çevre ülkelere geri daha pahalıya sattığı bir sistem bu. ben: bence temel etken üretim araçlarının gelişmişliği bu ayrımda. esg: eşitsiz ekonomik ilişkiler, merkez ülkelerde güçlü merkezi devletlere yol açarken çevre ülkelerde merkezi otoritenin güçlenmesine izin vermez, bu da merkez ülkenin çevre ülkeye siyasi ve askeri baskı uygulayabiliyor. "kendi şartlarını dikte ederek buraları sömürgeye açacaktır" s. 56 braudee göre avrupanın gelişmesi - deregülasyon sonucu oluşan serbest piyasa - nüfusu sınırlayıp ekonomik büyümeye imkan veren geç evlenme adedi - ranttan değil fikir ve girişimden beslenen burjuvazi - hukukun üstünlüğü s. 57 esg kitapta batı mallarının diğer ülkelerde satılmasının eşitsizliği arttırdığını iddia ediyor. s43 te "iç talep tükenince ürün fazlasını hammadde ile nihai ürünün takasına dayanan eşitsiz ticari ilişkilerini askeri ve siyasi baskı ile daha da arttırdılar." diyor. emperyalizm bu oluyor. bir ülke insanı başka ülkenin malını alıyorsa o malın bir fizibiletisi vardır ki alıyordur (özgür olduğunu varsayarsak), iyi bir şeymiş gibi geliyor. ama servet ve para da böylece dış ülke sermayesine gidiyor (ekonomi 102 dersinde de öyleydi, bu bir
Bunu Herkes BilirEmrah Safa Gürkan · Kronik Kitap · 20204,413 okunma
8/10
·327 syf.··
Beğendi
·
2022 2. kitabı
bu kitapta yazar, farklı mesleklerde çalışan insanların, iş yerlerinin (örneğin depolar, plazalar, danışmanlık ofisleri) ve ürünlerin (ton balığı, büskivi) yolculuğunu ve içinde bulundukları rutini çelişkileri ve güzellikleri ile bir arada anlatıyor. büskivi şirketinin çalışanlarının, üst düzey beyaz yaka çalışanlarının mesleklerinin anlamını sorguladığı bölüm beni etkiledi. mesleklerinde insanların topluma yarar sağlamak gibi bir tatmin aradıklarını ve büskivi üretmenin temelde bu tatmini sağlayabileceğini ama uzmanlaşma ve markalaşma ile birlikte bu tatmini yaratacak her türlü göstergeden ve somutluktan uzaklaşıldığını anlatıyor (yabancılaşma, marx). şirketlerin beyaz yaka meslekelerinin çocukların büyüdüklerinde olmayı diledikleri meslekler arasında hiç yer almamalarını da buna bağlıyor alain de botton. kitapta işlenen bir diğer temel konuysa aslında iş yerlerinin, sistemlerinin ve araçlarının sanatsal ve entelektüel bir ilgiyi hak ettiği. binlerce kilometre yol kat edip uzak ülkelerden birbirlerine meta taşıyan gemilerin, içindeki ürünlerin %50si (rakamı tam hatırlamıyorum) 3-4 gün içinde tamamen değişen depoları, ve geniş bir konu olan pilon şekillerini ilgiye değer buluyor. kitabın sonu çok hoşuma gitti. "işimiz hiç olmazsa bizim aklımızı başka yere çeker, bize mükemmellik umutlarımızı yerleştireciğimiz harika bir sabun köpüğü sağlar, ölçüsüz endişelerimizi nispeten daha küçük çaplı ve başarılabiir birkaç amaca yoğunlaştırır, bize bir üstünlük duygusu verir, saygıdeğer bir şekilde yorar bizi, masaya yemek koyar. Bizi daha büyük dertlerden uzak tutar"
Çalışmanın Mutluluğu ve SıkıntısıAlain de Botton · Sel Yayıncılık · 2008142 okunma