Nedense önyargılı olduğum Masumiyet Müzesi’ni sonunda okumasam da dinledim (#storytel e düşmüş)
Sibel ile nişan kısmına kadar fenalık geçirerek, konuyu çok sıradan ve overrated bularak, gözlerimi bovling topu gibi devirerek ve Kemal’in iğrenç olduğunu düşünerek okudum (dinledim) Sonrasında işin rengi değiştikçe ve Kemal’in takıntılı hali arttıkça bu hikaye nereye varacak diye merak ederek ben de oldukça takıntılı bir şekilde yemeyip içmeyip çok kısa sürede bitirdim (yükselen başaklık)
Okudukça bana dahice geldi, varlığına inandığım paralel bir dünya hissi verdi. Kemal’in Fusün’a hisleri abartılı mı? Evet. Böyle takıntılı aşklar gerçekten yaşanıyor mu? Yine evet. Kemal’de belki de takıntılı kişilik bozukluğu vardı, çok zengin olduğu için her şeyi elde etmeye alışık olan bir adamın, tam olarak elde edemediği şeyi takıntı haline getirdiğini düşündüm yer yer.
Eşyalarını çalıp müze yapma fikrinin orijinalliğini geçtim, kurgu bir hikayeyi gerçekmiş gibi dillendiren ve kitabın sonuna kendini de katan Orhan Pamuk’un kafasının işleyişine şok oldum. Sonunu ise maalesef öngördüm bana biraz Anne Hathaway’in One Day filmi hissi verdi
️️️️️️️️️
10 üzerinden 9 veriyorum, 1 puanı nişana kadar olan kısmın gereksiz uzunlukta olduğunu düşündüğüm bölümleri yüzünden kırdım.
Spoilerla karışık not: Sonu güllük gülistanlık bitseydi ve evlenselerdi Fusün bence Kemal’e hayatı ve evliliği dar edicekti ve muhtemelen boşanacaklardı diye düşünüyorum. Bir insan gözde bu kadar büyütülmemeli a dostlar
#masumiyetmüzesi #orhanpamuk #ykyyayınları