İlk aşklar, anılarda kalan hayallerin en süslü parçasıdır. Bu yüzden diğer günlerden daha zor silinirler. Hatta çoğu zaman gençliğin, o kırılgan yaşların ilk darbesidir.
Sanırız ki, ebeveynden aldığımız o koşulsuz sevgi gibi; güvende, rahat ve sarsılmaz olacağız. Bu inançla kollarımızı açıp kendimizi bırakırız. Ama düşüşü fark etmeyiz. Ta ki yere çakılıp geriye kalan enkazla yüzleşene kadar.
İlk aşklar bu yüzden unutulmaz. Çünkü unutmak bir yana, insanın içinde yıllarca silinmeyen bir iz bırakır. Ben bunu aşk olarak değil, sevginin travmayla ilk karşılaşması olarak görürüm. Bir aynanın karşısında, neyi nasıl yapacağını bilmeden makyaj yapmaya çalışan biri gibi… Ne eksik ne fazla; ama yine de bir türlü yerini bulmayan, yüzde yabancı duran bir görüntü.
Ve belki de en önemlisi:
İlk aşk unutulmaz.
Çünkü unutamadığımız kişi değil,
o zamanki kendimizdir.