Pergen Han

Vorsicht ist, wie es so schön heißt, die Mutter der Porzellankiste Atasözünün Kökeni: ​Bu ifadenin kökeni, kırılgan ve değerli eşyaların (porselenin) taşınması pratiğine dayanır. Porselenin zarar görmemesi için onu taşıyan kişinin çok dikkatli (Vorsicht) olması gerekir. Dolayısıyla, "Dikkat, porselen kutusunu sağlam tutan şeyin kökenidir/kaynağıdır" (annesi/kaynağıdır) anlamında kullanılır
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gedanken und mit den Erinnerungen, die sich uns nähern, ist es wie mit verprügelten Hunden. Wenn man sich zu hastig bewegt oder etwas zu ihnen sagt, oder wenn man sie streicheln will - schwupp, sind sie weg! Und dann kann man Grünspan ansetzen, ehe sie sich wieder heranwagen. Düşünceler ve bize yaklaşan anılar, dövülmüş köpekler gibidir. Eğer çok aceleci davranırsanız, onlara bir şey söylerseniz ya da onları okşamak isterseniz, bir anda ortadan kaybolurlar! Ve sonra, tekrar yaklaşmaya cesaret etmeden önce, paslanmaya başlarlar.
Sayfa 10·Kitabı okuyor
Başkalarına karşı kutsal bir görevimiz olduğu düşüncesiyle içimizi yakan inanç, aslında boğulmakta olan nefsimizin en yakında yüzen can yeleğine tutunması gibidir. Elimizin yardım etmek için uzanması gibi görünen hareket, genellikle aziz canımızı kurtarmak üzere tutunmak için elimizin uzanmasıdır. Kutsal görev ortadan kaldırılırsa geriye zayıf ve anlamsız bir hayat kalır. Hiç şüphe yok ki, ben merkezli hayatımızı bencil olmayan hayatla değiştirmek yoluyla nefsimize karşı büyük bir saygı kazanırız. Bencil olmamanın verdiği gurur, en alçak gönüllüler için bile sonsuzdur.
Hayal kırıklığının bizzat kendisi, kışkırtıcı hiçbir dış etkiyi gerektirmeksizin, kesin inanç adamının kendine özel karakteristiklerinin çoğunu yaratmaya yeterlidir; Etkili bir saptırma tekniği, temel itibarıyla, hayal kırıklığına uğramış kişilerdeki kolayca eğilim gösterme ve uyma yeteneğini, istenilen yönde eğitmek ve o yönde tespit etmekten ibarettir.
Topluma uyamayanlar, eğer yaratıcı bir güce sahipse, kişisel bir atılım yapıyorlar veya yaratıcı güçleri yoksa ve kendi yeteneksizliklerinin ezikliğinden kurtulmak istiyorlarsa, kitle hareketlerinin içinde kişiliklerini eriterek bir tür “yıkıcılık özgürlüğüne” kavuşmak istiyorlardı.