Anlatılanlar insandan ve hayatının gerçeğinden uzaksa ve o anlatılar başkalarının gerçeğini ifade ediyorsa, o vakit insan o sözlerle kafasını pek meşgul etmez, ancak aynı sözler insanın bizzat hayatının gerçeği haline gelirse, o vakit o sözler birer kor olup yüreğini yakar.
“Sesim, yani bu gece de duyacağınız Dengbej Bıro’nun sesi, virane Dicle’nin, harabe Fırat’ın, yanmış Ninova’nın, yıkılmış Babil’in sesidir” diyen
Dengbej Bıro, dört şevbuherk boyunca unutulmuşların sesi oluyor. Dengbej Bıro, 1870’li yıllarda Cizre’de yaşayan ve Mir Bedirhan’ın tahta çıkış gününe tanıklık yapmış olan, seslerin izinden giden bir dengbejdir. Seslerin izinden gitmek isteyen ve bilgiye aşık olan Bıro, Cizre’den başlayıp Musul, Ninova, Yezidilerin yurdu Laleş ve oradan da Bağdat’a gider. Bu yolculuğunda Mezopotamya’nın ne kadar zengin ve kadim bir tarihe sahip olduğunu görürüz. Mezopotamya topraklarında barış içinde yaşayan halkları, dilleri, dinleri, medeniyetleri zamanla saran kin ve nefretin sesini aktarıyor bize Bıro. Kitabı kimi zaman bir tebessümle kimi zaman da bir hüzünle okudum. Mehmed Uzun’un kitaplarının her zaman yüreğime dokunan bir yanı vardır. Bu kitap da benim için öyleydi. Hem ruhumu hem de zihnimi besleyen bir kitaptı.
İnsanlar ve halklar, ülkeler ve medeniyetler de yıldızlara benziyordu; çıkıyor, süsleniyor, parlıyor, şavkıyla her yere aydınlık saçıyor ve daha sonra eriyip yok oluyorlardı.