"Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni."
Bir âlimin sohbeti, yaralı kalbleri tedavi eder. Fakat bir arifin sohbeti, ölmüş kalbleri diriltir.
Ah ilim, ah irfan, Çin’de misin, şu ihtiyar kadının dizinde misin, teneffüs zilinin ipinde misin, okul bahçesinde duvarın dibinde misin, farz mısın, sünnet misin, domatesli pilavın tutmuş dibinde misin, şu karaçamın dikeni misin, tespih çekerek yük taşıyanhamalın eli misin, kar yağarken gülen simitçi misin, eski bir otomobil lastiği, süresi dolmuş ilaç şişesi, o şairin durup durup bahsettiği misin?
İlim irfan kimi bulmuş ki ?
Ben seni ne yapayım, senden ne yapayım, kendimi ne yapayım, benden sana ne katayım, güzellik çoğuldur derler, seni bu çoklukla nasıl barıştırayım, hakikatle nasıl tanıştırayım,
Yuvarlayacağız, eriğe, kiraza, tuza, şekere nasıl ne vakit koşacağız da bu birbirini bilmezleri bir hal ile kavuşturacağız. Şimdi şu gün, bak saat beşe çeyrek var, sanki gece, geceye yıl var, sabaha yüzyıl, biz bu vakti nasıl geçireceğiz? Sokaktan rüzgâr kovaladı, yağmur arkamızdan su sıktı, istenmeyen ve bir lokma verilmeyen arap kediye döndük, şimdi biz ne yapalım, kendimizi neyle avutalım, kaçmadık, kovalanmadık,