Demek iki Adanalı gerçekten ocağıma düştü.
- Aman abi. şeyini yiyim bana bir maç yazısı yaz.
Anlamıyor ki dediğimi.
- Oğlum, git başımdan, elimiz kalem tutuyor diye
nasıl yazarız maç yazısını! Benim gördüğüm maç
üçü beşi geçmez, ben kalecinin nerede durduğunu
bile iyi bilmem, ben kim sana maç yazısı yazmak
kim . . .
Dinlemiyor.
- Senin, diyor, kompozisyonun iyi. Biz bir mektubu bile denk düşüremiyoruz.
Tepem attı:
- Pekiyi, iki satırı yan yana getiremiyorsun da.
it oğlu it, ne demeye maç yazarı olmaya kalkıyorsun?
- Sen arasına boşverı.
Dışarıda yaşanan her şey rüzgar kadar. aydınlık
kcıdar, deniz kadar, çocuk çığlığı kadar olağanken.
burada yaşanan her şey tanrı lıklar kadar boş ve
olağonüstüydü.
Pencereden denizin öbür yarısı görünmezdi. Denizi
biraz daha görebilmek icin pencereden sarkmak
zorundaydık. Biz alışmıştık yarım denize. Varım deniz
bizim icimiz dışımız olmuştu Öylesine alışılmış
bir yarım denizdi ki bu, denizin bir yarısı daha var
diyebilmek icin yalan söylememiz gerekiyordu.