Afşar Timuçin

Afşar Timuçin

YazarDerleyenÇevirmen
8.1/10
212 Kişi
·
533
Okunma
·
106
Beğeni
·
4.841
Gösterim
Adı:
Afşar Timuçin
Unvan:
Felsefeci, Şair, Yazar, Çevirmen
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1939
Manisa Akhisar'da doğdu. Yüksek öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladı. 1967 yılında, eğitimini tamamlamak üzere Kanada'ya gitti. 1967'de Montreal Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimini, 1970'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 1968–1970 yılları arasında Fransızca okutmanlığı yaptı. 1981 yılında doçent, 1992 yılında profesör oldu. Bir süre Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanlığı görevini yürüttü. Kocaeli Üniversitesi'nden 2006 yılında emekliye ayrıldı.
Ataç, Dönem, Milliyet Sanat, Papirüs, Soyut, Yazko, Yelken, Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Varlık dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır.
Afşan Timuçin, Tuncer Tuğcu ile birlikte hazırladıkları, ilk sayısı 1972 yılının Ekim ayında çıkan Felsefe Dergisi'nin sorumlu yönetmenidir
Flaubert'in hafif duygulu gerçekçiliğini Zola'nın doğalcılığı izler. Emile Zola, halkı, halk yaşamını tüm girdisi çıktısıyla romana getiren ilk romancıdır. Bu yüzden yapıtları tarihsel belge niteliği taşır. Balzac'ın romanları gibi onun romanları da toplumsal ve iktisadi yaşamla ilgili doğruların araştırılması için değerli bir kaynaktır. Halk insanı sorunlarıyla, açmazlarıyla, gülünçlü ve acıklı yanlarıyla, her şeyiyle yerleşmiştir onun romanlarına. Bir halk insanı olan Zola, çalışma alanı olarak, gözlem ve deney alanı olarak, yoksul insanlar kesimini, gelişen sanayi düzeniyle bunalmış insanlar kesimini seçmiştir. Zola sanayi devriminin getirdiği tüm bunalımları görebilmiştir, bu bunalımları en alt kesimde, acılı görünümler altında doğrudan doğruya yaşamış ya da paylaşmıştır. Balzac'da sarsılan burjuva sınıfının açmazları, Flaubert'de bu sınıfın değişim istekleri, Zola'da yalnızca halk insanının acıları vardır.
Afşar Timuçin
Sayfa 549 - İnsancıl Yayınları, 2. Baskı
Şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır
Uçan kuşları gözlemektesindir tek başına
Çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin
Radyo dinliyorsundur
ya da susarak
bir kitabı okumaya çalışıyorsundur
Kim bilir...
İnsanlık pek garip oldu dostlarım, içtenlik diye bir şey kalmadı. Eskilerin riya ve tabasbus dediği şeyler gündelik yaşamımıza girdi. Gurur denilen salgın hastalık istemediğiniz kadar, buna karşılık onur denilen değeri kolay kolay bulamıyorsunuz. Elde et de nasıl edersen et. Yalancılık aldı yürüdü. Kimse kimseye güvenmiyor. İnsanlar gö­ğüslerini kabarta kabarta "Babama bile güvenmem " diyebiliyorlar. Kravatların ve takım elbiselerin altında gizlenen şey kolaycılıktan, şeytanlıktan, değerbilmezlikten başka bir şey değil. Sinsilik varolma kavgasında en geçerli yöntem oldu. Yiğit adam diye bir şey vardı eskiden. Bir ingiliz atasözü "Yiğitliğin modası geçmez" dese de siz aldırmayın. Onun modası falan kalmadı. Bakıyorsunuz dünkü yiğit bir gecede alçağın biri oluvermiş.
Afşar Timuçin
Sayfa 274 - Bulut Yayınları, (Riya: İkiyüzlülük, Tabasbus: Yaltaklanma)
Keşke doğallığı­mızı yitirmeseydik. Doğallığımızı yitirdik ama onun yerine sağlam şeyler koyamıyoruz. Doğallığımızdan uzaklaştıkça çirkinleşiyoruz.
Afşar Timuçin
Sayfa 76 - Bulut Yayınları
Akılsız analar ve akılsız babalar çocuklarına başkalarının çocuklarından çok daha iyi koşullar sağlama hırsıyla geriye dönülmesi çok güç bir yarış başlattılar. Bu gözü dönmüş insanların tek telaşı çocuklarıyla birbirlerine parmak ısırtmaktı. Yarış bu çocuklara ne kazandırırdı? Bir hiç. Ana dilini bile doğru dürüst konuşamayan bu insanlar, bu genç insanlar değer diye yalnızca bir takım değersiz
şeyleri tanıdılar. Ellerindeki bilgisayarla birileriyle dostluk kurmayı ya da boşa vakit harcatan oyunlar oynamayı biliyorlardı ama basit bir araştırmanın nasıl yapılabileceğinden haberleri yoktu. Bu yarışta yer alabilmek için orta halli babalar hatta yoksul babalar yok yanlarından kurs paraları ödemeye başladılar. Bu yarış yalnızca birilerinin büyük paralar kazanmasını sağladı, o kadar.
Afşar Timuçin
Sayfa 192 - Bulut Yayınları
Dünya görüşümüz ne olursa olsun, hangi ideolojinin adamı olursak olalım insanlıkla ilgili hiçbir sorunu cahilliğin ışığında çözmemiz olası değildir. Cahilliğin ışığı karanlığın ta kendisidir.
Afşar Timuçin
Sayfa 235 - Bulut Yayınları
Son zamanlarda okuduğum güzel kitapların aklımdaki, ağzımdaki tadını bozan, keşke yazar şu "öyküleri" yayınlatmayıp da raflarında ya da çekmecesinde unutsaydı, ya da hiç yazıp değerli zamanı ve kağıdı harcamasaydı.

İlk üç öyküye yetti sabrım. Eskiden olsa bitirmek için kendimi zorlar, her kitaptan öğreneceğim bir şey mutlaka vardır deyip kendime işkence ederdim. 36. sayfada büyük bir mutlulukla kitapla vedalaşmaya karar verdim. Çünkü:

Okuduğum üç öykünün ne başı, ne sonu, ne de kurgusu... Amaç? O da ne? Her öyküde "güneş tepemizi kaynattı" gibi tekrarladıkça tekrarlanan laflar. Yaz sıcağında yazdı da bunalımını öykülere mi aktardı, başka sözcükler bulmak mı zor geldi bilemedim. Herkes hikaye ustası olamıyor işte. Bazen de zorlamamak lazım. Yazara ve en azından öykülerine uzun bir süre dönmemek üzere kitabı yarım bırakarak rafa kaldırıyorum...
155 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
İnsanın ne değeri olabilir,
evsiz barksız,
yersiz yurtsuz,
bayraksız,
ne değeri?


Her ne kadar kendimi inceleme yazma konusunda yeterli görmesem de bu kitabın incelemesini yazmadan geçmek istemedim. Filistin şiiri ve kavga şairleriyle tanışmam kısa bir süre önce bir hocamın vesilesiyle ve Mahmud Derviş'in şu şiiriyle ( https://youtu.be/kehm3HxMGDU ) oldu.

Filistin yalnızca orada yaşayan, zulüm gören insanları ilgilendiren bir durum değildir. Müslümanlık bilinciyle düşündüğümüzde veya insani bir bakış açısıyla Filistin'i düşündüğümüzde ateş yalnızca düştüğü yeri yakmamalı. Aliya İzzetbegoviç'in şu cümlelerinin bu konuda rehber olabileceği kanaatindeyim: "İslamın olduğu yerde kayıtsızlık yoktur." , "Kudüs sadece Filistin veya Arap meselesi değildir. O bütün Müslüman halkların sorunudur."

Kitabımıza gelirsek, bazı Filistin şairlerinin hayatlarına dair bilgilendirmenin ardından şiirlerine yer verilmiş. Bu sayede şairleri de tanıma imkanı da buluyorsunuz. Ayrıca hiç duymadığımız ama Filistinlerin yüreğinde derin acılar oluşturmuş katliamların da ayrıntılarına vâkıf oluyorsunuz. ( #48823421 )

Bu kitabı bir cümleyle özetlesem daha önce okuduğum şu minvâldeki cümleyle özetlerdim sanırım: "Özgürlüğünü kaybetmeyen, onun için mücadele etmeyen, özgürlüğün değerini anlamaz."

"Yurdumda ölmek bana yeter.
gömülmek yurdumun toprağına."


"Yeter bana yurdumun bağrında olmak,
toprak,
ot,
çiçek."

Bu mısralara yansıyan bir bağlılık ve bilinç ancak özgürlüğü vatanı kaybetmenin ve mücadelesini vermenin eseri olabilir.

Dizelerin, şiirlerin her biri üzerine uzun uzun konuşulabilir ama kendi yorumumu yapmak yerine incelememi sonlandırırken sizi en etkilendiğim alıntılarla başbaşa bırakmak istiyorum.

#48818771
#48821807
#48822388
#48824555
#48823279

Ve bir de şiir yazmanın bile ıstırabını şiirine yansıtan şairler var. Bu vicdan azabının ağırlığını bir nebze hissetmek dahi yürek burkuyor.

"Oturdum işte, yazacağım. Ama ne?
Neye yarar yazmak,
«yurdum benim...» demek,
«soydaşlarım benim...» demek neye yarar,
«halkım benim...» demek neye?
Sözcüklerle mi koruyacağım soydaşlarımı?
Sözcüklerle mi kurtaracağım halkımı ben?
Şu anda masanın başına geçip yazı yazmak
öyle utanç verici, öyle aşağılık bir iş geliyor ki bana.
Şu anda bütün sözcükler tuz,
şu anda bütün sözcükler sirke.
Bu gece hiç bir sözcük yeşermez,
hiç bir sözcük çiçek açmaz bu gece."

İyi okumalar.
149 syf.
2000'li yılların başında kaleme alınan bu eserle İnsan bilimleri nitelendirmesiyle, gelişen bilimsel araştırma ve bilimsel dilin anlam sorunu bağlamında felsefe'nin insanlar tarafından nasıl terk edildiğini ve bu terk ediş ile insanın nasıl şeyleşme içerisinde girdiğini anlatıyor bizlere düşünür Goldmann.

Bilim her ne kadar felsefeyi ikinci plana atmış, teknoloji ile insan ne kadar felsefeden koparılmış olsa da felsefenin toplum bilmi ile sarsılmaz bir bağının olduğunu, yaratılan bu şeyleşme dünyasının anlamlandırılması için yine felsefenin devreye girdiğini, felsefenin tarih ve siyaset ile olan ilişkisinin sarsılmazlığı ile önümüzdeki çağlarda da insanın başvuracağı bir alan olarak kalacağını ele almaktadır. Ve bunu bir marksist teorisyen olmasına rağmen bir çok farklı bakış açısına göre ele alıp değerlendirdiğinden oldukça önemli bir eser haline dönüştürmüş. ve basit bir şekilde sorarak başlamaktadır Goldmann; felsefe nedir? neden ihtiyaç duyarız? işte asıl konu da tam olarak burada bitiyor. Başladığı yerde.
152 syf.
·1 günde
Afşar Timuçin, A. Kadir ve S. Salom tarafından dilimize tercüme edilen Filistinli şairlerin şiirleri ile dolu bir muhtevaya sahip olan bu kitap, direnişin, umudun, kavganın ve mücadelenin ölmez ruhunu taşıyor. Mahmud Derviș, Samih El Kasım, Tevfik Zeyyat, Fatva Tukan, Salim Jabran ve daha birçok Arap şairin şiirlerinin bulunduğu bir antolojidir. Her şairin şiirlerinden önce tipik bir antolojide olması gerektiği gibi biyografisine de yer verilmiş. Bu saydığım şairlerin pek çoğu sırf vatan duygusuyla dolu şiirler yazdığı için bedel ödemiş, yerli işbirlikçilerin ve harici düşmanların kötülükleriyle hapishanelerde yatmış, sürgünlere, ölümlere düçar olmuş kimselerdir. Hayatta kalanlar mücadeleye devam ediyor. Müşterek Arap Edebiyatı içinde Filistinli şairlerin şiirlerinin tema ve ifade üslubu bakımından özel bir yeri vardır. Okunmaya değer bir kitap. Tavsiye ederim.
211 syf.
·9/10 puan
O nasıl Leyla ile Mecnun hikayesiydi tadı damağımda kaldı belki 3 defa okumuştum hediye ettiğim bu kitabı bulsam halen okurum.
Kendi kendime Afşar Timuçin deha demiştim.
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
✓Descartes'in kendi aklını kullanırken faydalandığı metotları anlatır bu eserde.Bununla beraber üzerine içsel konuşmalarının da barındırdığı eseridir.
✓Eserde Descartes'in canlılardaki eksikliklerden yola çıkarak Tanrı fikrine nasıl ulaştığına dair bilgiler de içermektedir.
✓Bu arada eserin içerisinde geçen her cümlenin apayri anlamlar içerdiğini söylemeden geçemeyeceğim.
✓Son olarak ise okuyucuya farklı bakış açıları kazandirabilecek güce sahip bir eser olduğunu söyleyebilirim...
224 syf.
·34 günde·Beğendi·8/10 puan
Felsefenin ve temel kavramlarının ne olduğunu ya da ne olmadığını sade ve anlaşılır bir dille tanıtıyor Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN, sekiz bölümden oluşan kitabında. Akıcı anlatımı sıkmıyor. Ders kitabı olarak görülmemeli kesinlikle.
128 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Descartes bu kitabında kendi yöntemini sırasıyla anlatır. Başlangıç olarak kuşkuyu ele alan Descartes, her insanın hayatında en az bir kez her şeyden kuşku duyması gerektiğini söyler. Yönteminin ilk dayanağı da bundan sonra başlar: yalnızca apaçık olanı doğru olarak kabul etmek. Çünkü algılarının onu bazen yanılttığını görmüştür. İkinci yöntemiyse incelemeye aldığı nesneyi parçalara ayırmaktır. Sonrasındaysa en küçük parçalardan (basitten), bütüne (karmaşık olana) gider. Son olarak yönteminin son aşaması gözden geçirmektir, yukarıda değindiğim ilk üç yöntemi her aşamada bir bir gözden geçirir.
Eserlerine bakılırsa görülecektir ki esas amacı evrensel bir ahlaki temellendirmedir. Bunun için de ilahiyattan (inançtan), felsefeye (akla) geçiş çağrısı yapar. Tüm insanlığı kapsayan bir temellendirmenin ilk şartı budur, aksi taktirde din üzerinden birtakım ayrışmalar meydana gelecektir ve bunun da sonu yoktur. Tanrı’ya ve dolayısıyla dine inanmayan biri için Müslümanlıkla veya Hıristiyanlıkla yola çıkarsanız pek bir şey anlatamaz ve ikna edemezsiniz çünkü bu girişiminizde aklının değil inancınız ağır basacaktır. Descartes Tanrı’yı temellendirirken de evrensel bir temellendirme yapmak ister ve kendince bunu başarmıştır. Zihnindeki mükemmel, her şeye gücü yeten Tanrı imgesinin dış dünyadan elde edilemeyeceğini çünkü dış dünyada böyle bir nitelik olmayacağını, dolayısıyla bu imgenin ancak Tanrı tarafından zihnimize koyulduğunu söyler. Pek güçlü bir argüman olmasa da temellendirmesini usa başvurduğu için bir değeri vardır.
Kitapta değindiği bir diğer nokta ruh-beden ayrımı. Kısaca bahsetmek gerekirse, bedenin ana niteliği uzamı olması; ruhun ana niteliğiyse düşünmesidir. Tuhaf olan şudur ki ruhun yerinin beynimizdeki hepifiz bezi olduğunu söyler. Yani, ana niteliği düşünmek olan bir töze mekân atfetmiştir. Üstelik aynı ruh vücudumuzda damarlar vasıtasıyla dolaşıma girer. Bundaki amacı beden-ruh ilişkisini açıklamak olsa da bunda da pek başarılı olamamıştır. Üstelik ruhun ölümsüz olduğunu da söyler.
Beden-ruh ayrımından bahsettim ama şunu da belirtmeliyim ki ruh yalnızca insanlara özgüdür ve insanları hayvanlardan ayıran niteliktir. Hayvanların ruhu olmadığı için onlar yalnızca birer makinedir; insan ise ruha sahip olduğundan dolayı düşünür, konuşur, üretir.
Dili oldukça sade olan bu kitabı meraklılarına tavsiye ederim.
134 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Sosyoloji tarihi kısa, bir risale diyebileceğimiz tarzda bir kitap. Sosyoloji disiplinini tanıtmasına rağmen toplumsal düşünce tarihi de diyebiliriz. Antik Yunandan başlayarak 20. Yüzyıla kadar genel düşünce eğilimlerini ve disiplinin ortaya çıkışı sonrası ekolleri ana temsilcileriyle beraber kısaca tanıtıyor. Eserde kuramsal bir tartışmadan ziyade genel düşünceyi ve kısmen de konu üzerindeki eleştirilere yer veriliyor. Zaman zaman beklemediğimiz yersiz devrik cümlelerle karşılaşsak da çeviriyi başarılı buluyorum. Özellikle sosyologlar ve siyaset bilimciler için dönemleri ve düşünce ekollerini hatırlamak adına sık sık dönülebilecek faydalı bir kaynak.
149 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Muazzam bir kitap diyebilirim, tabi bazen konudan uzaklaşmak bile insanı kitaptan ve konudan alıkoymuyor. Bence efsane. Tabii daha derin yorum yapamam ama orta seviye felsefeyle ilgilenen birisi için güzel bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Afşar Timuçin
Unvan:
Felsefeci, Şair, Yazar, Çevirmen
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1939
Manisa Akhisar'da doğdu. Yüksek öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladı. 1967 yılında, eğitimini tamamlamak üzere Kanada'ya gitti. 1967'de Montreal Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimini, 1970'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 1968–1970 yılları arasında Fransızca okutmanlığı yaptı. 1981 yılında doçent, 1992 yılında profesör oldu. Bir süre Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanlığı görevini yürüttü. Kocaeli Üniversitesi'nden 2006 yılında emekliye ayrıldı.
Ataç, Dönem, Milliyet Sanat, Papirüs, Soyut, Yazko, Yelken, Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Varlık dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır.
Afşan Timuçin, Tuncer Tuğcu ile birlikte hazırladıkları, ilk sayısı 1972 yılının Ekim ayında çıkan Felsefe Dergisi'nin sorumlu yönetmenidir

Yazar istatistikleri

  • 106 okur beğendi.
  • 533 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 522 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları