Çocuklarımızın dudaklarının kenarından sızan kanlar, bu ülkenin vicdanına yazılan duaların mürekkebidir.
Onların ezilmiş bedenlerinden çıkan yakıcı sulardır, canımızı acıtan...
Benimle birlikte yatılı olarak gelen Diyarbakır'lı çocuklar, ilk akşam yemekhanedeki nohut yemeğini görünce kendi aralarında fısıldaşmışlardı:
"Leblebiyi pişirmişler yav..."
Şimdi arkanıza yaslanın ve bir an düşünün n'olur.
Bir baba, on sekiz yıl önce öldürülen ve kaybedilen oğlunun, kafatası ve kemikleri, yanmış hâlde bir kuyunun dibinde bulundu diye sevinç gözyaşları döküyor! Bundan sonraki tüm sevinçlerim bu ülkeye haram olsun...
Sırtımda "seneye de giyer" ceketim, iç cebimde babamın mendili, kravatımı sene sonuna kadar çözülmemek üzere dayıma bağlatmış, yanan fırınlara bakarak okula gidiyordum.