Aydın Gedikli

Aydın Gedikli
@Peymaane
Kendi halinde yazan, memur olmak için çalışan, baba olmayı çok isteyen ancak yaşama hevesi insanlık tarafından elinden alınan bir insanım.
Öğretmen
Lisans
Sivas
52 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı

Aydın Gedikli

, bir kitap okudu
Puan vermedi·344 syf.·
360 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2024 00:01
·
2024 1. kitabı
Nazan Bekiroğlu
8.2/10 · 12,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Travmalar
Birçok insanın hayali meslek sahibi olmaktan çok, ailesinin gözünde komşu çocuğu olmaktır.
1000Kitap
Edebiyat bilimcilerine ve öğretmenlerine
TÜRK EDEBİYATINDA DİL VE MİLLİ EDEBİYATIN SEYRİ Geçmişten günümüze edebiyatımızın seyrine kısaca göz atalım. 1299’da Osmanlı’nın kurulmasıyla birlikte Divan edebiyatı başlamıştır. Bu edebiyatın zemini Arap, Fars ve Acemlerin dilleri ve edebiyatları üzerine teşekkül ettirilmiştir. Edebiyat sahası, ecnebi ülkelerin milli değerlerini kullanarak kendi milli değerlerine yüz çevirmişlerdir. Hatta o dönem Arapça, Farsça kelimeler o kadar popüler olmuş ki, Divan yazan şairlerimiz ününü artırmak için Türkçe Divanlarının yanına birde Farsça Divan eklemişlerdir. Anadolu sahasında gelişen bu edebiyat dünyasını halk anlamamıştır. Anlamaması gayet normaldir. Çünkü kendileri Türk’tür lisanları ise Türkçedir dolayısıyla yazılan şiirlerin, mesnevilerin ve kasidelerin Türkler tarafından anlaşılmaması eksiklik değil ekseriya imtiyazdır. Eğer insanlar bu edebiyatı anlasalar ve içselleştirselerdi, belki kendilerinin kullandığı Öz Türkçe kelimeleri unutacak yerlerine yabancı kelimeler koyacaktı. Bu durum ise Türkçe kelimelerin unutulmasına sebep olacak aynı zamanda bizim manevi olarak asimile olmamıza sebep olacaktı. 13.yy’dan 19.yy’ın ilk yarısına kadar devam eden Doğu’nun değerlerini kullanma çılgınlığı, yerini Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla birlikte, Batı’nın değerlerini kullanma çılgınlığına terfi ettirmiştir. Aslında küçük nüanslar dışında izlediğimiz yanlış yolda, değişen bir şey olmadığı aşikârdır. Neden mi? Çünkü 600 sene boyunca Doğu’dan tezahür etmiş kaside, gazel, edebi sanatlar vb. oluşumlar kısmi olarak bırakılıp artık Batı’dan tezahür etmiş roman, deneme, tiyatro, sone, terzarima vb. türler ve şekiller edebiyatımıza girmiştir. Bu durum ise şu soruların teşekkülüne sebep oluyor; biz taklit edebiyatı mıyız, kendimizi tür ve şekil üretmede hangi konumda görüyoruz?
Edebiyat
Türkçülük uğruna yaşanan hayat, ödenen bedel bir insanın ulaşabileceği en yüksek imtiyazdır.
Edebiyat
Gerçeğin Altında Yatan Gerçekler
Bizim dinimiz erkekle kadınının arasına belirgin çizgiler çekmiştir. Dolayısıyla Osmanlı şairleri 19.yy'a kadar bir kadına aşık olamamıştır. -İstisnalar hariç- Şiirlerini, mesnevilerini hep hayalini kurduğu aşkına yazmış ve ithaf etmiştir. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte kadın ve erkekler artık yan yana gelmeyi başlamış haddizatında birbirine aşık olmaya başlamışlar. O zamana kadar hayal edilerek yazılan kadın, aşk, tabiat şiirleri; mesnevileri artık yerini gerçeklere bırakmıştır. Osmanlı şairi Sultan Velet günümüz Türkçesine aktarılmış şekilde bir şiirinde şöyle söyler: ''Dünyayı hiçe satmaktır adı aşk, elindeki zehri bal sanıp zehri kendi yutmaktır adı aşk.'' der hayalini kurduğu kafasında betimlediği kadına bu şiiri ithaf eder. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise artık hayal kenara bırakılıp bir kadına aşık olmuştur edipler ve ağızlarından şu dizeler dökülmüştür. ''Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık Olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine Zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...''
Edebiyat