Aydın Gedikli

Aydın Gedikli
@Peymaane
Kendi halinde yazan, memur olmak için çalışan, baba olmayı çok isteyen ancak yaşama hevesi insanlık tarafından elinden alınan bir insanım.
Öğretmen
Lisans
Sivas
52 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
Melodinin Gölgesinde Söz
Şarkı ve bestelerin geçmişten günümüze uzanan izlerini karşılaştırdığımızda, söz sanatlarıyla örülmüş danslarının yeni bir evreye ulaştığını gözlemliyoruz. Ancak, geçmiş dönemde yazılmış şarkıların ve bestelerin günümüzdeki etkisinin azaldığına tanık oluyoruz. Bu durum, sözlerin daha az etkili olduğu bir şarkı veya besteden ziyade, arkadaki fon müziğinin dikkat çektiği bir dönemi işaret ediyor. Bu değişimde en büyük etken, sözlerden ziyade fon müziğinin popülerliğinin artmasıdır. Bir şarkının veya bestenin sözleri ne kadar etkisiz olursa olsun, arkasındaki fon müziği popülerliği artırabilmekte ve daha fazla ilgi çekebilmektedir. Ahmet Haşim'in "Şiir sözden ziyade musikiye yakındır" ifadesini günümüz bağlamında düşündüğümüzde, harf terkipleriyle yapılan söz sanatlarının yerini müzik aletleriyle yapılan çalgılara bıraktığını gözlemliyoruz. Bir deneyim üzerinden paylaştığım bir gözlem de bu değişimi destekler nitelikte. Popüler rap, şarkı ve bestelerin fon müziklerini kaldırıp dinlettiğimde, arkasında fon müziği olmayan versiyonlarından daha az ilgi gördüğünü fark ettim. Bu durum, şarkı, beste ve rapların sözlerinden ziyade fon müziğinin daha fazla vurgulanması gerektiğine işaret ediyor. Günümüzde fon müziğinin şiir üzerindeki etkisi de dikkat çekicidir. Örneğin, Özdemir Asaf'ın "Lavinia" şiiri, arka fon müziğiyle birlikte okunduğunda çok daha fazla izlenme almıştır. Ancak, aynı şiiri Özdemir Asaf'ın kendi sesiyle okuduğu versiyonu daha düşük bir izlenme sayısına sahiptir. Bu durum, fon müziğinin şiirin etkisini artırabildiğini göstermektedir. İsmet Özel'in "Amentü" şiirini fon müziği eşliğinde dinleyicilere sunanlar, sadece şairin kendi sesiyle okuduğu versiyonuna göre daha fazla ilgi görmüştür. Bu da fon müziğinin şiirin dinleyici kitlesini ve izlenme sayısını artırma
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kültürel Kimlik Krizinde Türkiye'nin Geleceği
Tarihimizi incelediğimizde, çeşitli Türk devletlerinin kuruluşundan itibaren Çin, Arap, Acem ve Batı kültürlerine özen gösterdiğini görmekteyiz. Köktürk devletimizin mirası olan Bilge Kaan Anıtı'ndan küçük bir alıntı yapmak isterim: "Türk halkı, mutlaka öleceksin. Ötüken topraklarında sağa sola kervanlar gönderirsen, hiç sıkıntıya düşmeyeceksin. Ötüken topraklarında yaşarsan, kurduğun ülke sonsuza değin ayakta kalacaktır. Türk halkı tok, aç kalmayı düşünmez. Böyle olduğun için seni besleyen Hakanın sözlerini dikkate almazsın." Bu alıntıdan anlamaktayız ki Türk halkının kendi topraklarını terk edip başka yerlere yönelirse, bu durumun olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dair önemli bir uyarı yer almaktadır. Bu sözler, 8. yüzyılda yaşayan bir Türk devletinde halkın kendi ülkesinin değerini bilmemesi ve başka bir ülkeye bel bağlamasının yok oluşa neden olabileceği konusunda bir öğüt içermektedir. Osmanlı Devleti'nin tarihine baktığımızda da benzer bir durumu gözlemleyebiliriz. Osmanlı, Arap, Acem ve genellikle Fars kültürlerine özellikle edebiyat, dil ve hukuk alanlarında özen göstermiştir. Ancak, farklı dönemlerde etkili olan çeşitli akımların ardından Türkçülük akımının etkisiyle milletin özüne dönüldüğü gözlemlenmiştir. Ne var ki, Türkiye Cumhuriyeti döneminde, Batı'nın kültürüne ve ahlaki değerlerine özenme eğilimi dikkat çekmektedir. Bu, "Tarih tekerrürden ibarettir" düşüncesini hatırlatarak, bu eğilimin pimimizi çekildiği ve olumsuz sonuçları beklediğimiz bir durumu ifade ediyor gibi görünmektedir. Sonuç olarak, tarihsel örneklerden alınan derslerle günümüzde kendi kültürümüzü, değerlerimizi ve özümüzü koruma çabası önemlidir. Bu, bir toplumun geleceğini şekillendirmek adına kritik bir sorumluluktur.
Edebiyat
MÜSLÜMANLIĞA DOĞRU YOLCULUK
İncil, Tevrat ve Zebur, Allah tarafından indirilmiş kutsal kitaplardır. Yalnız, bu kutsal kitaplar insanoğlunun eline geçtikten sonra değiştirilmiştir. Her değiştirilmesinde Yüce Allah tarafından yeni kutsal kitap indirilmiştir. Son kitap olan Kuran-ı Kerim’de Allah, Hicr Suresi'nde ‘‘Kuran'ı biz indirdik, biz koruyacağız’’ kelamını etmiştir. Dolayısıyla, son kitap olan Kuran-ı Kerim hiçbir canlı tarafından değiştirilemeyeceği Allah tarafından dolaylı yoldan söylenmiştir. Bu durumu gören kötü niyetli, sözde İslam alimleri adı altında geçen zatlar, Kuran-ı Kerimi değiştirmenin mümkün olmadığını bilmektedirler. Dolayısıyla, mukaddes kitabı değiştirmek yerine İslam’ın muhtevasını değiştirme gayreti içine girdiler. Bu değiştirme girişimini yaratılan en yüce beşer olan Hz. Muhammed (sav)'in söylemediği sahte hadislerle değiştirmek gayretindedirler. Ve bu hadislere inanan Müslümanlar, İslam'ı yanlış tanımlayıp yanlış yaşamaktadırlar. Bu durumu şöyle somut hale getirmek isterim: Muhtelif ırkta gayrimüslimlikten, Müslümanlığa geçen zatlar şunu söylemektedirler: Biz İslam’ı eğer Müslümanlardan öğrenseydik, kabul etmemiz güç olurdu. Biz Kuran’ı öğrendik, Kuran okuduk, Kuran’dan Müslümanlığa geçtik derler. Dolayısıyla, İslam’la hiç münasebeti olmayan insanların Kuran’ı okuyup kendi dilinde mealini okuyup anlayıp Müslüman olabiliyorsa, biz de Kuran'ın cilt cilt tefsirini okumak yerine, Kuran'ın mealini okuyup doğru, salt bilgilere mealden ulaşmamız mümkündür. Allah mukaddes kitabının Zuhruf Suresinin 3. Ayetinde açık bir şekilde anlayacağımızı söylemiştir.
1000Kitap
TÜRKLÜKTE YENİ DÖNEM. IRKTAN ZİYADE İDAELLER
Türk olmanın tanımının evrildiği günümüzde, geçmişte babanın Türk olma şartı artık eski özelliğini yitirmiştir. Nüfus sayımızın artmasıyla birlikte, sadece soy bağlantısı üzerinden Türklük tanımının daralması, Türk milliyetinin eksilmesine neden olmuştur. Bu durum, sadece biyolojik bir bağlantıdan öte, kültürel, tarihsel ve toplumsal bir bağlamda Türk olma gerekliliğini ortaya koymaktadır. Babanın Türk olma şartının sadece Türk vatandaşlığına hak kazandırmakla sınırlı olduğu bir dönemden, Türk olmanın daha derin bir anlam taşıdığı bir döneme geçiş yaşanmıştır. Artık Türk olmak, salt kimlik kartına sahip olmak değil, Türk kültürünü anlamak, geleneklerini benimsemek, törelerine saygı göstermek ve en önemlisi Kadim Türk tarihini bilmektir. Aynı zamanda bu değerleri içselleştirmeyi gerektirmektedir. Türk olabilmek için sadece bilgi sahibi olmak yetmez, aynı zamanda bu değerleri yaşam tarzı haline getirmek ve günlük hayatta uygulamak gerekir. Sonuç olarak, Türk olmak artık sadece biyolojik bir bağlantıdan çok daha fazlasını ifade etmektedir. Türklük, soydan ziyade kültüre, geleneklere ve tarihe duyulan bağlılıkla şekillenmiş bir kimliktir. Bu bağlamda, Türk olabilmek için Türk harsını, töresini, tarihini içselleştirmek ve yaşam biçimi haline getirmek gerekmektedir.
Edebiyat
Fikirde Birinci, Gerçekte İkinci Olmak
Bizler genellikle dışarıdan konuşmayı tercih ederiz. Her konuda bir şeyler söyleme, eleştirme yetimiz vardır. "Bu böyle mi yapılır yahu?" demekten geri durmayız. Ancak çoğu zaman, sadece eleştirmekle yetinir ve gerçek bir eyleme geçmeyiz. Ekonomiyle ilgili şikayetlerde bulunan bir kişinin ödediği vergiler, genellikle sadece telefon faturası gibi küçük bir kısmıyla sınırlıdır. Üretim eksikliği konusunda şikayette bulunan kişinin ise genellikle kendi çocukları dışında bir üretim alanı olmaz. Ülkemizi sık sık eleştiririz, ancak bu eleştirilerin çoğu sözde kalır. Ülkemizi benimseriz ve Türk ırkının ülkesi olarak görmekteyiz. Ancak bu duygu birliği, genellikle sadece kelimelerle sınırlıdır. Yanlış gördüğümüzde hemen konuşuruz, ancak çoğu zaman bu yanlışları düzeltme çabası içine girmeyiz. Eleştirmek kolaydır, ancak gerçek bir değişim için adım atmak, çaba göstermek ve bir şeyleri düzeltmek daha zordur. Belki de gördüğümüz yanlışları eleştirmek yerine, bu yanlışları düzeltme sorumluluğunu üstlenmeliyiz. Bir şeyleri değiştiremiyorsak en azından bir çaba göstermeli ve bir şeyleri denemeliyiz. Eleştirmenin ötesine geçip eyleme geçmek, gerçek bir değişim yaratmanın anahtarı olabilir.
Edebiyat