Aydın Gedikli

Aydın Gedikli
@Peymaane
Kendi halinde yazan, memur olmak için çalışan, baba olmayı çok isteyen ancak yaşama hevesi insanlık tarafından elinden alınan bir insanım.
Öğretmen
Lisans
Sivas
52 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
ZORLUKLARI KABUL ETME SANATI
Sonbahar, ağaçlar için bir tür ölüm sürecini temsil eder. Yapraklarını döker, incinir, bazen doğanın kuvvetlerine karşı direnemez ve yıldırımlara maruz kalır. Bu dönemde ağaç, büyüleyici güzellikten uzaklaşarak kara kuru bir objeye dönüşür. İnsan yaşlandığında, istenmeyen durumlarla karşılaştığında, benzer bir değişim yaşar, biçimi dönüşür ve yaşlılık, istenmeyen bir durum gibi algılanabilir. Ağaca çarpan yıldırım, insana ise zamanla gelen yaşlılık, incinmeler, hayatın zorlukları gibi etmenlerden kaynaklanan dönüşümlerdir. Ağacın doğası gereği zorlukları kabullenip yaşamaya adapte olması gibi, insanlar da hayatın getirdiği zorlukları kabullenmeyi ve onlarla uyum içinde yaşamayı öğrenmelidir. Sonbaharın ağaca olan etkisiyle benzer bir şekilde, insanlar da yaşamın getirdiği zorluklarla yüzleşir. Ancak insanlar genellikle zorluklara karşı direnç gösterme eğilimindedir. Ağacın hüzünlü sonbaharı, insanların yaşamın iniş çıkışlarına daha uyumlu bir şekilde yaklaşmayı öğrenmeleri için bir öğüt olabilir. Ağaçlar, sonbaharda yaşadıkları değişime karşı direnmezler, aksine bu dönemi bir yaşam biçimi olarak kabul ederler. İnsanlar da belki de zorluklarla daha uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenirlerse, hayatın getirdiği değişimlere daha olumlu bir perspektiften bakabilirler. Ağacın yaşamındaki sonbaharın, insanlar için de yaşamın kaçınılmaz dönüşümlerini kabullenmek ve hatta onlardan öğrenmek için bir fırsat olabilir.
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ayrılıktan kaçınır, edebiyata aşık oluruz. Ölümden korkar, ancak yaşamaktan zevk alırız. Kötüden kaçar, iyiliğe hayran kalırız. Başarısızlıkla başa çıkmaktan haz almaz, ancak başarıya açız. Gözlemlediğimiz bir paradoks var: Nefret ettiğimiz, kaçtığımız, haz almadığımız durumlar, aslında aşık olduğumuz, zevk aldığımız ve hayran kaldığımız olayları belirliyor. Bu durumda, ayrılık olmalı ki edebiyat var olsun. Ölüm olmalı ki yaşamaktan zevk alalım. Kötü olmalı ki iyiliğe hayran kalalım. Başarısızlık olmalı ki başarıya aç kalalım. Bu düşünce, yaşamın çelişkilerle dolu olduğunu ve olumsuz deneyimlerin, olumlu olanlara olan ihtiyacımızı belirlediğini ifade ediyor. Ayrılık, ölüm, kötü ve başarısızlık gibi durumlar, aslında hayatın kaçınılmaz gerçekleri olarak karşımıza çıkıyor ve bu durumlar olmadan, olumlu deneyimlerin değerini ve anlamını tam olarak kavramamız zorlaşıyor.
Edebiyat
Hataların Ardındaki Değer
Doğrunun ve faydanın derecesi, yanlışın ve faydasızlığın ölçüsüne bağlı olarak belirlenir. Bir işin değeri ve önemi, içerdiği yanlışlar ve faydasız unsurlarla doğru orantılıdır. Eğer bir işte yanlışlar ve faydasız unsurlar çok ise, doğrunun değeri daha da artar. Bu anlamda, bir eylemin ya da bir kararın doğruluğu ve faydası, içerdiği hatalar ve faydasız unsurlarla ölçülür. Bir işte yapılan hataların ve faydasız unsurların sayısı arttıkça, doğruluğun ve faydanın değeri daha belirgin hale gelir. Yanlışların ve faydasız unsurların az olduğu durumlarda ise doğruluğun ve faydanın değeri daha kolay anlaşılır. Bu perspektifle bakıldığında, yanlışlar ve faydasız unsurlar, doğruluğun ve faydanın vurgulanmasına katkıda bulunan öğelerdir. Bu durum, bir işin veya bir kararın başarısı ve etkisi üzerinde belirleyici bir faktör olabilir.
Edebiyat
BİR EDEBİYATÇININ KALEMİNDEN İLİŞKİ MATEMATİĞİ.
Aşkın kelime kökeni "aşekadan" gelir ve "âşeka" kelimesi sarmaşığı ifade eder. İlginç bir benzetmeyle, aşık sevgiliye sarmaşığın sevgili bitkisine sarılmasına benzetilir. Bu bağlamda, aşk, sarmaşığın bitkiye olan bağlılığına benzer şekilde, aşığın sevgilisine duyduğu bağlılık ve tutkuyu ifade eder. Ancak bu bağlılık zamanla sevgiye dönüşerek daha derin ve anlamlı bir boyut kazanır. Aşık, genellikle sevgilisine ilk bakışında, dış görünüş veya biçimsel özelliklerine odaklanır. Ancak asıl bağlayıcı unsur olan sevgi, sevgilinin içsel zenginliği ve iletişim tarzıyla ilişkilidir. Aşık, sevgilisinin muhtevası ve üslubuyla birlikte olan ilişkisini sürdürür. Bu bağlamda, sevgilinin iç dünyası ve iletişim tarzı, aşkın temelini oluşturur. Sarmaşığın çöl ortasında yanarken veya kururken sevgi, kuruyan sarmaşığa hayat veren bir tufan gibi devreye girer. Bu durumu, aşkın geçici tutkularının aksine, derin ve kalıcı bir sevgiyle beslenen ilişkilerin varlığını sürdürmesi olarak düşünebiliriz. Yani sevgi, aşkın ötesinde bir bağlılık ve dayanışma sağlar. Ancak, metinde vurgulanan önemli bir nokta da şudur: Sevgi azaldığında veya tamamen bittiğinde, sevgilinin muhtevası ve üslubu değişir, sarmaşığın eriyip kaybolması gibi. Bu durumda, ilişki geçmişteki canlılığını ve derinliğini kaybeder. Bu nedenle, aşktan türeyen sevgi, ilişkilerin temelini oluşturan önemli bir unsur olarak görülür. Aşkın ötesinde, sevginin muhtevası ve üslubuyla beslenen ilişkiler, zamanla daha sağlam ve anlamlı hale gelir.
Edebiyat
Ben bir kitap yazdım, okursanız bana para kazandırmış olursunuz. Ama okumazsanız şu anki benliğinizden hiçbir şey kaybetmezsiniz.
Edebiyat