Bugünlerde birçok hastanın şikayet ettiği bir histen, yani hayatlarının tamamen ve mutlak olarak anlamsız olduğu hissinden bahsetmek istiyorum. Bu hastalar, uğruna yaşayacakları bir anlamın farkındalığından yoksundurlar. Kendi içsel boşlukları, kendi içlerindeki bir delik tarafından ele geçirilmiş ve tuzağa düşürülmüşlerdir. Ben buna “varoluşsal boşluk adını veriyorum.
Benim kafamı kurcalayan soru ise şöyleydi: “Bunca acının, bunca ölümün bir anlamı var mı? Eğer yoksa o halde yaşamın da bir anlamı yoktur çünkü anlamı hasbelkader kaçıp kurtulmaya bağlı olan bir yaşam nihai anlamda yaşamaya değmez!”
Bu insanlar kendilerine yanlış yapılmış olsa bile, kimsenin yanlış yapma hakkının olmadığına yönelik sağduyuyu ancak yavaş yavaş kazanabilirdi. Onlara bu hakikati yeniden kazandırmalıydık, yoksa bunun sonuçları birkaç bin ekinin mahvolmasından daha kötü olabilirdi.