Gılgamış Destanı veya Homeros'un destanları gibi temel metinler, kudretli krallara varlıklarını uzun yıllar sürdürebilmelerini sağlayacak kurumlar yaratmaları için ilham vererek hayatta kaldı.
Eski nesneler ve binalar atalarımızın harici alışkanlıklarına ulaşabilmemizi, yazıyla sabitlenip muhafaza edilen hikâyeleri ise onların hayatlarına nüfuz edebilmemizi sağlar.
Asurbanipal sayesinde Gılgamış Destanı pek çok defa kopyalandı ve sınırları korumak ve yabancı kültürleri asimile etmek için ta Lübnan, Yehuda, Pers ve Mısır topraklarına kadar götürüldü. Yazı görünüşe bakılırsa yönetim ve ekonomi üzerindeki etkileri sayesinde değil, edebiyat sayesinde de bir imparatorluk kurma aracıydı.
...Asurbanipal bir temel metne sahip olmanın stratejik öneminin farkındaydı. Hatta fetihlerinde Gılgamış'ınkileri örnek alıyordu, hem de Gılgamış'ın unvanlarını bile üstlenerek: Ulu Kral, Rakipsiz.
Gılgamış Destanı yazıya geçirildikten yüzlerce yıl sonra yaşayan Asurbanipal bu antik metne hayrandı. Onu Ninova'ya getirtmiş, kopyalatmış ve büyük kütüphanesinde saklatmıştı. Layard tek bir kazıda hem dünya edebiyatının ilk başyapıtını hem de onun en önemli okurunu keşfetmişti.
İskender İlyadasını ve sikkelerini, dilini ve alfabesini yanına alıp Doğu'da ilerlemeyi sürdürdü. Yapabilseydi ta Çin'e kadar gidecekti. Ancak askerleri arasındaki hoşnutsuzluk artıyordu. Küskünlükleri giderek büyüyen Yunan ve Makedon komutanlarla yabancılardan oluşan çeşitli birlikler arasında kalan askerler evlerine dönmek istiyordu. Başka hiçbir ordunun başaramadığı şeyi en sonunda kendi ordusu başarmıştı: İskender geri dönmeye mecbur kaldı. Kraliyetinin merkezi haline gelen Babil'e istemeye istemeye geri götürdüğü askerlerini tüm yolu çölden yürümekle cezalandırınca ardında pek çok ölü bıraktı.