Kordonboyu'nda kalabalık bir halk yığını vardı. Hemen hepsi de yerli Rumlardı. Bayramlık elbiselerini giymiş bir şölene, bir bayrama hazırlanır gibi hazırlanmışlardı. Bu onların en büyük yortusuydu. Ne ilginçtir ki yüzyıllardır beraber yaşamış bu iki halktan birinin acısı, diğerinin en büyük bayramı olabiliyordu.
Burada çılgınca koşuşan, panikleyen herkes kendini düşünüyordu. Ama o kendini düşünmüyordu. Kendini düşünse şu anda çeker gider, Anadolu'nun iç kısımlarına çekilirdi. Onu burada bağlayan hiçbir şey yoktu. Evli değildi. Çocuğu yoktu. Selanik göçmeniydi. İzmir'e geleli de fazla olmamıştı. Onun kafasındaki tek düşünce vatan ve millet sevgisiydi.
İnsanların tehlike karşısındaki tepkileri çok ilginçti. Hiç kimse, tehlike kapıyı çalıncaya kadar kendini bu tehlikenin içinde kabul etmiyordu. "Bize bir şey olmaz." diyordu. Son anda ya bir şey çıkar ya da birileri gelir, onları kurtarırdı. Bu da bir çeşit kadercilikti.