"Yapraklarımda yürüyen serin özsuyu duyumsuyorum. Kendi yeşilliğimi algılıyorum. Benden ona geçmesi gereken bir şifa olduğunu düşünüyorum. Özsuyumdaki serinliği ona aşılamak, ona zerk etmek istiyorum.”
Her şey muhayyilenin gücüne bağlı.” dedi. "O yaşlı çınarın gölge verebileceğine önce kendin inanmalısın.”
“Duaların gücüne öteden beri inanırım.” dedim.
"Zamana uyum kazanmama yardımcı olabilirsiniz zaman çok yavaş geçiyor. “Bazen
kendimi sonsuz bir okyanusun dibinde uslu
bir yosun gibi algılıyorum. Zaman üzerimden kayıp geri dönüyor. Her şey tekrardan ibaret oluyor. Bazen de fırtına çıkıyor."
"Ey üstün insana özenenler. Gideceksiniz uzaya. Orada Mevlanızı da, belanızı da bulacaksınız. Ve neyi arzularsanız onu bulacaksınız. Çirkini arayanlar çirkinliği, güzeli arayanlar güzelliği. Velakin katıksız güzeli bulmak, ancak ermişlere mahsustur. Orada, uzayda, hepiniz vicdanınızdaki muhasebenin karşılığını, iz yansımasını bulacaksınız." Tıpkı Tarkovsky’nin Solaris’te dediği gibi.
Yeryüzünde her şey iletişimle başlamadı mı? İnsanın insanla iletişimi, Tanrı’nın insanla, insanın Tanrı’yla iletişimi ve sonunda yine insanın insanla iletişimi. Her şey ilahi bir iletişim ağı üstüne inşa edili değil mi?