Acı denen şey,tabiatın, fanilere şifa niyetine sunduğu cezadır aslında. Sevdiği birini bilinmezliğe yolculayan insan, duyduğu delirtici kaygıdan ancak keskin bir acı hissederse kurtulur. Kalanın gidenin ardından bakamadığı uçsuz bucaksız boşluğa düşerek aklını yitirmemesi için tek çare,onu,o boşluğun kenarından çekip alacak kadar yakıcı kuvvette acı çekmesidir.
İnsan, anlayamadığından korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmuyor küçük hanım. Bilinmezliğin girdabında kaybolmaktansa, boşlukları acıyla doldurarak yoluna devam ediyor.
İster bir kadın, isterse de bir erkek olalım, bir olay, bir d sürçmesi, tuhaf bir şey ortalığa çıkıp bize kim olduğumuzu unutturmaya çalıştığında dışarıdaki hayatta da aynısı yaşanır. Psişede her zaman adlarımızı çalmaya çalışan bir şey bulunur. Dış dünyada da birçok ad hırsızı vardır.
Bir bahçenin ilkbahara hazır olması için, sonbaharda tersyüz edilmesi gerekir. Bahçe her zaman çiçeklenemez. Ama bırakın, hayatınızın alt üst oluşlarını kendi içsel döngüleriniz düzenlesin, dışınızdaki başka güçler, kişiler ya da içinizdeki negatif kompleksler değil.
Sezgiyle bağlantıyı güçlendirmenin bir başka yolu, kimsenin canlı enerjilerinizi, yani kanılarınızı, düşüncelerinizi, fikirlerinizi, ahlaki değerlerinizi, ideallerinizi bastırmasına izin vermemektir.