Yaratılışın nihai amacında verili olarak düşündüğümüz şey, bir haz duygusu ve bu tür bir duygunun toplamı da değildir, yani (ister maddi ister manevi olsun) esenlik ya da keyif, hatta mutlak bir değer atfettiğimiz mutluluk da değildir. Çünkü insanın, mutluluğu kendi nihai maksadı yapması, insanın neden var olduğunun ve varoluşunu kabul edilebilir kılmak için kendisine atfettiği değerin kavramını üretemez. Doğanın, amaçların ilkelerine göre mutlak bir bütün olarak ele alındığında, insanın mutluluğuyla uyuşması gerektiğine ilişkin akli bir zeminin olması için insan zaten yaratılışın nihai amacı varsayılmalıdır. Öyleyse elimizdeki kalan yalnızca arzulama yetisidir; ama insanı (duyusal dürtüler yoluyla) doğaya bağımlı kılan ve varlığının değerini alımladığı ve zevk aldığı şeye dayandıran yeti olarak değil; burada söz konusu olan daha çok, insanın yalnızca kendi kendine verebileceği ve yaptığı şeyden, nasıl ve hangi ilkelere göre eylediğine bağlı olan değerdir ki, bu ilkeler, doğadaki bir bağlantıda değil, yalnızca arzu yetisinin özgürlüğünde bulunur; daha doğrusu bu, insanın varlığına mutlak değerini veren ve dünyanın varlığının onunla bağlantılı olarak bir nihai amaca sahip olabileceği tek şey, yani iyi bir iradedir.
Sayfa 307 - Alfa Yayınları