David Gilmore

David Gilmore
@PinkkFloydd
137 okur puanı
Haziran 2022 tarihinde katıldı
Deneyim, yargı gücümüzü nesnel ve maddi bir amaçlılığa, yani doğanın bir amacının kavramına, ancak bir neden-sonuç ilişkisi yargılandığında götürür ve dahası bu ilişkinin bir yasası olduğunu, yalnızca sonuç idesini nedenin nedenselliğinin altına, nedenselliği onun olanağının koşulu haline getirerek kavrayabiliriz. Bu ise iki şekilde yapılabilir: Ya sonucu dolayımsız biçimde bir sanat ürünü olarak kabul edebiliriz veya onu yalnızca, doğadaki diğer olanaklı doğa varlıklarının sanatının materyali, yani ya bir amaç ya da başka nedenlerin amaca uygun kullanımı için bir araç olarak görebiliriz. Bu ikinci tür amaçlılık (insanlarla ilgili olduğunda) fayda ya da (diğer yaratıklarla ilgili olduğunda) avantaj olarak adlandırılır ve bu tamamen göreceli bir amaçtır; birincisi ise, tersine, doğa varlığı olarak şeyin kendisine ait olan içsel bir amaçlılıktır.
Sayfa 222 - Alfa Yayınları
Alıntı
Transendental ilkelere göre, doğanın, tikel yasaları dahilinde insanın yargı gücü için kavranabilirliğine ve tikel deneyimlerin onun sistemi içinde birleşmesinin olanağına yönelik öznel bir amaçlılığı olduğunu varsaymak için insanın iyi bir nedeni vardır; doğanın tam da bizim yargı gücümüz için koyulmuş gibi duran birçok ürününde bu olanak görülebilir, ki bu ürünlerin yargı gücümüze uygun biçimleri, çokluk-ları ve birlikleriyle zihinsel güçleri (bu kullanımda yetiler oyun halindedirler) güçlendirirken onların sürdürülmesine hizmet ederler ve bu nedenle doğanın bu biçimlerine güzel biçimler denir.
Sayfa 215 - Alfa Yayınları
Alıntı
En yüksek derecede mükemmelliğe ulaşmayı amaçlayan her güzel sanata doğru hazırlık, talimatlarda değil, insanın zihinsel güçlerinin, Humaniora denilen ön bilgilerle geliştirilen kültüründe yatıyor gibi görünmektedir. Muhtemelen bunun nedeni, insanlığın bir yandan genel bir katılım duygusunu, diğer yandan da en derinden ve evrensel olarak kendini iletme yeteneğini ifade etmesidir; bu özelliklerin birleşimi, insanlığa uygun olan mutluluğu oluşturur ki, bu da onu hayvansal sınırlandırılmışlıktan ayırır. Bir topluluğu kalıcı bir toplumsal varlık haline dönüştüren toplumsallık arzusunun, özgürlüğü (ve dolayısıyla eşitliği de) zorunlulukla (korkudan ziyade daha çok, saygı ve ödevden doğan bir boyun eğmeyle) birleştirme gibi zor bir görevle boğuştuğu bir çağda ve bir halkta, gelişmiş kesimin fikirleri ile daha ham olanların fikirlerinin karşılıklı olarak birbirlerine iletilme, böylelikle birincilerin genişliği ve rafineliğinin, ikincilerin doğal sadeliği ve özgünlüğü ile uyumlu hale getirilme sanatının ve bunun sonucunda da daha yüksek bir kültür ile kendine yeterli bir doğa arasında ilk kez, evrensel insan anlayışı olarak da beğeninin doğru ölçütünü oluşturan ve hiçbir genel kuralla belirlenemeyecek olan ölçütün icat edilmesi gerekmişti.
Sayfa 213 - Alfa Yayınları
Alıntı
Beğeniye ilişkin en basmakalıp cümle, beğeni yoksunu herkesin herhangi bir itiraza karşı sığındığı şu cümledir: Herkesin kendi beğenisi vardır. Bu şundan başka bir şey demek değildir: Bu yargının belirlenim zemini özneldir (memnuniyet ya da acı); bu yargı başkasının zorunlu onayına ilişkin hiçbir talep içermez. Beğeni yargısının herkes için geçerli olduğunu ifade etme hakkını tanıyanların bile kullandığı ikinci basmakalıp cümle de şudur: Beğeniler üzerine tartışılamaz. Bu da şu anlama gelir: Bir beğeni yargısının belirleyici zemini gerçekten nesnel olabilir, ancak bu, belirli kavramlara indirgenemez; dolayısıyla her ne kadar haklı olarak üzerinde tartışılabilse de bir kanıt aracılığıyla yargı hakkında hiçbir şeye karar verilemez. Tartışmak ve münazara etmek, yargıların karşılıklı çatışması yoluyla bir oybirliği sağlamaya çalışmaları açısından aslında aynıdır, ancak ikincisi, bunu belirli kavramlar aracılığıyla kanıt sunma temelinde başarmayı umması ve dolayısıyla nesnel kavramları yargısının temeli olarak alması açısından birincisinden farklıdır. Ancak bunun yapılamaz olarak görüldüğü durumlarda, münazaranın da aynı şekilde yapılamaz olduğu yargısına varılır.
Sayfa 191 - Alfa Yayınları
Alıntı
İlkin, deha bilimle değil, sanatla ilgili bir yetenektir; çünkü bilimde açıkça bilinen kurallar önce gelir ve yöntem buna göre belirlenir; ikincisi, sanata ilişkin bir yetenek olarak deha, ürünün amaç olarak belirli bir kavramını, yani anlama yetisini, ama aynı zamanda malzemenin (belirsiz de olsa) bir tasarımını, yani bu kavramın temsili için görüyü, dolayısıyla da hayal gücünün anlama yetisiyle bir ilişkisini varsayar; üçüncüsü, kendisini, belirli bir kavramın temsilinde tayin edilen amacın gerçekleşmesinde değil, bu amaç için zengin malzeme içeren estetik idelerin sunuluşunda ya da ifade edilişinde gösterir, ki böylece hayal gücünü kuralların tüm yönergelerinden bağımsız olarak, ama yine de verili kavramın temsiline ilişkin amaçlı olarak tasarlar; son olarak dördüncüsü, hayal gücünün anlama yetisinin yasalılığıyla özgürce örtüşmesindeki aranmamış ve niyetlenmemiş öznel amaçlılık, bu yetinin ne bilimde ne de mekanik taklitte herhangi bir kurallar dizisiyle üretilebilen bir oranını ve uyumunu varsayar ki bu yalnızca öznenin doğasından kaynaklanabilir. Bu varsayımlara göre deha, bir öznenin bilişsel yetilerini özgürce kullanmasına yönelik doğal yeteneğinin örnek olarak nitelenebilecek özgünlüğüdür.
Sayfa 172 - Alfa Yayınları