Ne vakit seni görmesem yahut düşünmesem gönlüme, zihnime bir yokluk, bir karanlık çöker. Sanki canım benliğim kaybolmuş da kendi kendime ecnebi kalmışım gibi
olur. Sonra birdenbire hatırıma gelirsin, ölüm döşeğinden kalkmış hasta gibi dünyalar benim olur. Sanki vücuduma baştan aşağı bir sefa, bir hayat dolar.
insanlar sık sık dükkâna geri dönüp fallarının ne kadar "doğru" çıktığını anlatıyordu. (Karşı cinse çok çekici geldiğinizi ve en büyük kusurunuzun cömertlik olduğunu söyleyen her fal elbette doğru çıkacaktır.)
Fakat insanların kara tenli olduğu yerlerde yoksulluk fark edilmiyor işte. Fas, Fransızlar için ne anlama geliyor? Bir portakal bahçesi veya devlet memurluğu. Peki İngilizler için? Develer, kaleler, palmiyeler, yabancı lejyonerler, pirinç tepsiler ve haydutlar. insan burada yıllarca yaşasa bile farkına varmayabilir fakat halkın onda dokuzu için hayat erozyonlu toprakta biraz yiyecek yetiştirebilmek için sonsuz ve yıpratıcı bir mücadeleden ibaret.