Bir zamanlar, karmakarışık bir fabrikayla bağlantıdaydık. Ama bugün motorun döndüğünü unutuyoruz. En sonunda kendi görevine indirgeniyor, görevi de dönmek, bir yürek nasıl çarparsa öyle. Ve biz, yüreğimize dikkat etmediğimiz gibi, ona da dikkat etmiyoruz.
Her şey öylesine çabuk değişti ki çevremizde: insan ilişkileri, çalışma koşulları, töreler. Duygu ve düşünce yapımız bile en gizli temellerine kadar sarsıldı. Sözcükler aynı kaldı, ama ayrıldık, yokluk, uzaklık, dönüş kavramları aynı gerçekleri içermiyor artık. Bugünün dünyasını kavramak isterken, dünün dünyası için kurulmuş bir dili kullanıyoruz. Geçmişin yaşamı, sırf dilimize daha iyi uyduğu için, yaratılışımıza da daha iyi uyuyormuş gibi geliyor bize. Her ilerleme, daha yeni edindiğimiz alışkanlıkların biraz daha ötesine attı bizi, gerçekte daha yurdunu kuramamış göçmenleriz biz.