“O anda zaman durmuş gibi oldu ;
sanki Evren’in Ruhu , delikanlının önünde bütün gücüyle ortaya çıkıyormuş gibiydi.
Kızın siyah gözlerini , gülümseme ile susma arasında karar veremeyen dudaklarını görünce
dünyanın konuştuğu ve yeryüzünün
bütün yaratıklarının yürekleriyle anladıkları dilin ,
en temel ve en yüce bölümünü anladı delikanlı.
Ve Aşk’tı bunun adı ,
insanlardan da çölden de daha eskiydi ,
tıpkı kuyunun yanında
bu iki bakışın buluşması benzeri ,
iki bakışın buluştuğu her yerde ,
her zaman aynı güçle ortaya çıkardı..”
“Kimi kitaplarda aşk , nice süslü sözlerle anlatılsa da
ona renksiz , cansız , sıradan gelmişti.
Dillere destan olmuş bazı aşkları ise ,
hastalıklı gönül ilişkileri olarak
değerlendirmekten kendini alamamıştı.
“Biz iki ayrı insan görünümündeyiz.
Ama genlerimiz adeta birbiriyle harmanlanmış.
Birbirimizi , kendi varlıklarımızda özümsemişiz.
Kısacası , bir bütünün ikiye ayrılmış parçalarıyız.
Aşk bu mu acaba..?”