“Bu yakınlığın zaman dışı ağlarından
korktuğunu fark etti ,
bakışlarını ondan uzaklaştırdı.
Ağın içinde boşluklar vardı , biliyordu.
Korkusu , bu deliklerin en yeni olanından kaynaklanıyordu.
Yaşamlarının ayrılmaya başladığını hissediyor
ve merak ediyordu :
‘Yalnızca benim başıma gelen bu şeyden
ona nasıl bahsedebilirim acaba..?’ “
“İçlerinden biri ölebilirdi ama
yine de diğerinin bilincinde ,
hiç bozulmamış ortak anıların her birinde yaşardı ;
onlar birbirlerine bu kadar yakındılar..”
- : “Bu öyleyse tehlike olmadığı anlamına mı geliyor..?”
+ : “Bu yalnızca yüreklerin ellerinden geleni yaptıkları anlamına geliyor,” diye yanıtladı Simyacı.
- : “Peki yürekler , insanlara
düşlerinin peşinden gitmek zorunda olduklarını
neden söylemiyorlar?”
+ : “Çünkü bu durumda en çok , yürek acı çeker.
Ve yürekler acı çekmekten hoşlanmazlar..”
“Yeryüzündeki her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır,” dedi yüreği delikanlıya.
“Biz yürekler , insanlar artık bu hazineleri
bulmak istemedikleri için
bunlardan pek ender söz ederiz.
Onları küçük çocuklara anlatırız.
Sonra herkesi ,
kendi yazgısının yoluna göndermek işini
hayata bırakırız.
Ne yazık ki , kendisine çizilmiş olan yolu ,
pek az insan izliyor ; oysa bu yol ,
Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur.
İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar
ve yalnızca bu nedenden dolayı da
dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.
O zaman biz yürekler ,
giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz
ama asla susmuyoruz.
Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz :
Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için
insanların acı çekmelerini istemiyoruz.”
- : “Yüreğim acı çekmekten korkuyor.” dedi bir gece
Simyacı’ya aysız gökyüzüne bakarken.
+ : “Yüreğine , acı korkusunun ,
acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle.
Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek kesinlikle acı çekmez..”
“ ‘Biraz şikayet edecek olursam,’ diyordu yüreği ,
‘bu yalnızca benim bir insan yüreği olmamdandır
ve insanların yürekleri böyle olur.’
‘Ulaşmaya layık olmadıklarını
yada ulaşamayacaklarını sandıkları için
en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar.’
‘Dirilmemek üzere sona ermiş aşklar,
olağanüstü olabilecek ama olamayan anlar ,
keşfedilmesi gereken ,
ama sonsuza denk kumların altında kalan
hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler ,
yürekler hemen ölürüz.’
‘Çünkü böyle bir durumla karşılaşınca
ölümcül acılar çekeriz..’ “
- : “Yüreğim bir hain” dedi delikanlı Simyacı’ya.
“Devam etmemi istemiyor.”
+ : “Ne âlâ” diye yanıtladı Simyacı.
“Bu da yüreğinin diri olduğunu gösteriyor.
Şimdiye kadar elde etmeyi başardığın şeyleri bir düşle değiştokuş etmekten korkması kadar doğal ne var?”
- : “Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım..?”
+ : “Çünkü o susturmayı hiçbir zaman başaramazsın.
Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır , göğsündedir ; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir..”
- : “Bir hain olsa da mı..?”
+ : “İhanet , senin beklemediğin bir darbedir.
Ama sen yüreğini tanıyacak olursan , sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır.
Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın.
Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz.
Bu nedenle en iyisi , onun söylediklerini dinlemek.
Böylece kendisinden beklemediğin
bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana..”
- : “Yüreğimizi neden dinlemeliyiz..?’ diye sordu , mola verdikleri akşam.
+ : ‘Çünkü yüreğin neredeyse hazinen oradadır..’
- : ‘Yüreğim sıkıntılı , çalkantılı’ dedi delikanlı.
‘Düşler görüyor , heyecanlanıyor
ve bir çöl kızını düşündüğüm zaman ,
geceler ve gündüzler boyu beni uykusuz bırakıyor..”
+ : ‘Ne âlâ! Demek ki yüreğin canlı.
Onun söylediklerini dinlemeye devam et.’