Arapçanın, daha Milâdın 7. Asrında Kur'an lisânı gibi muhteşem bir ifade kudretine ve yüksek müzikaliteye sahip, ilahi bir dil olması, başka dillerden alabildiğine faydalanmış fakat aldığı her kelimeyi, ebekuşağı altından geçirmişçesine, Arapçanın gramerine ve fonetiğine adapte ederek Arapçalaştırmış olmasının tabii zaferlerindendir...
...
Ingilizce de, tıpkı Arapça gibi, başka dillerden aldığı kelimeleri, hususi bir söyleyişle, yani bu kelimelere Ingilizcenin sesini vererek millileştirir. Mesela, aslı Latince olan cultura kelimesinin Fransızcası kültür (culture) fakat Ingilizcesi kalçırdır. Ingilizcede böyle 90 bin kelime vardır.
Görülüyor ki dillerin kelimeleri değil fakat sesleri millidir, her dilin kendi iç ve dış musikisi millidir.
Arabça "emn" kökünden güven ve güvenlik anlamına gelen kelime, terim olarak ise Islam ülkesine girmek veya teslim olmak isteyen yabancı bir kimse veya orduya güvence vermek anlamında kullanılmaktadır. Farklı isimler altında eman sistemi Islam öncesi Türk ve diğer milletlerde ve dinlerde de bilinen bir kavramdır. Bu anlamda "civar", "ahid", "zimmet" terimleri de kullanılmıştır. Nitekim Kur'an'da geçen "civar" kelimesi eman anlamında geçmektedir. Emanda taraflar için ise aynı kökten olmak üzere eman verene "müemmin", eman isteyene "müste'min", eman verilene de "müstemen", verilen belge için ise "eman-nâme" terimleri kullanılmaktadır.
Sayfa 3 - Mehmet Ipşirli, Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor