Porty X

Anadolu'nun tütün tüttürme tarihi
Tiryakilik yaratıcı özelliği sayesinde tütün, merkezi idarenin sert tepkisine rağmen, "Kolomb Mübadelesi"nin Osmanlı topraklarında kök salan ilk tohumu oldu. Tütünün yayılışı ol-dukça uygun bir çakışmayla, kahvenin ve kahvehanelerin 16. yüzyıl sonlarında imparatorluğun her yanına yayılışına denk düşmüş olabilir. 38 Nitekim 17. yüzyıl başlarının mühimme def-terlerinde, bu zararlı otun köylü bahçelerinde sebzelerin yerini aldığı, değerli işgücünü ve kaynakları gıda ürünleri yetiştir-mekten alıkoyduğu yolunda ilk şikâyetlere rastlamaktayız. 39 I. Ahmed daha 1609'da tütünü yasaklamaya çalıştı; sonraki yıl-larda özellikle dinsel canlanma ve bağnazlık dönemlerinde, tütün içmek yangınları başlattığı ve her türlü ahlaksızlığa yol açtığı gerekçesiyle takbih edildi. Sultan IV. Murad'ın tebdili kıyafetle payitaht sokaklarını dolaştığı, tütün içenleri suçüstü yakaladığı ve toplayıp idam ettirdiği tarihe geçen meşhur (ve anlaşıldığı kadarıyla gerçek) bir olaydır. 42 Tütün ancak 1646'da meşrulaştı ve 1690'larda vergiye tabi kılındı. Tütün içmek 18. yüzyıl başlarına doğru yaygınlaştı. Anadolu sırf önemli bir tü-ketici olmakla kalmadı; değerli bir ticari ürüne dönüşen tütü-nün önemli bir ihracatcısı haline geldi.
Sayfa 383·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir zamanlar İstanbul'a zorunlu göç uygulaması
Osmanlı İmparatorluğu'nda şehir izdihamı sorunu 16. yüz-yıl ortaları ve sonlarında öne çıktı. Önceki Osmanlı yöneti-cileri tam aksi bir sorunla karşı karşıya kalmıştı. En iyi bi-linen örneği vermek gerekirse, Fatih Sultan Mehmed 1453'te Konstantinopolis'i aldığında, insan bakımından boş olduğunu görünce yeni payitahtta oturmak isteyen herkese devlet yar-dımları ve vergi muafiyetleri sunmak zorunda kaldı. Tekrarla-nan salgınlar yeni göçmenleri yok edince, Balkanlar'dan zora-ki nüfus nakillerine başvurdu. Şehir yıllarca süren göçlerden sonra, ancak 16. yüzyıl başlarında bir dünya imparatorluğu-nun merkezi olmaya yaraşır bir metropol haline geldi.
Sayfa 339·Kitabı okudu
Koyunların zaferi
Eğer uzayda bir noktaya çekilip Osmanlı yayılmasını ve krizini hızlı çekimle izlememiz mümkün olsaydı, gözlerimizin önün-den çarpıcı bir temaşa geçerdi. Yakındoğu manzarasında üç oyuncunun dolaştığını görürdük: Ot, koyun ve insan. İlk kare-lerde geniş sürüler ovaları bir aşağı bir yukarı dolaşıp yeşil çi-menlerde otlanırken, kenarlara sıkışmış insanlar topluca kıyılarda, tepelerde ve kervan kasabalarında otururdu. İnsanların kenarlardan çıkıp ovalara yayılmasıyla birlikte, yeşil çimenler yavaş yavaş yerini boz görünümlü tahıl tarlalarına, yani so-nuçta daha narin ve daha besleyici otlara bırakırdı. Bu arada, çiftçiliğin göçer hayvancılığını kenara itmesiyle birlikte, en güzel vadilerden kovulan koyunlar gittikçe tepelere, dağlara ve daha kurak alanlara çekilirdi. Derken, birdenbire 1590'la rın büyük salgın hastalıkları koyunları kırıp geçirir ve kısa bir süre sonra insanlar Küçük Buzul Çağı krizinin kargaşasında tırpanlanırdı. Hemen ardından koyunlar kenardan ovalara doğru tekrar akar ve hayvancılığın bir kez daha tarımın yerini almasıyla birlikte, tahıl tarlaları yeniden yeşil çimenlere bū-rünürdü. Bu Eski Yunan tanrılarının perspektifinden, bozkır ile ekili alan arasındaki çekişme yerleşik köylüler ve göçerler arasın-da değil, insanlar ve koyunlar arasında bir çatışma olarak gö-rünürdü. Öyle anlaşılıyor ki, bu çekişmede üstün gelen taraf sonuçta koyunlar oldu. Garip bir cilveyle, hayvanların telef olması nihai zaferlerine zemin hazırladı. İzleyen krizde tarıma bağlı insan ekolojisinin daha kırılgan olduğu ortaya çıktı. Ne de olsa, bölge otların yetiştiği bir alandı ve geviş getiren hay-vanlar tahıl tarlalarının kırılgan ürünleriyle değil, ancak daha dayanıklı doğal bitki örtüsüyle beslenebilirdi. Daha da kötü-sü, insanlar her felaketin ardından kavgaya tutuşarak,
Sayfa 336·Kitabı okudu
Gazi tezi?
Ulusal efsane ne derse desin, şimdiki Türkiye halkı fiziksel bakımdan ortaçağdaki Türki aşiretlerin soyundan gelmemektedir. Anadolu üzerine genetik araştırmalar nüfus bileşiminin binlerce yıl oldukça kararlı kaldığını ve İç Asya mirasından çok az iz taşıdığını gösterir.
Sayfa 316·Kitabı okudu
İlk Osmanlıların aslında ne ölçüde "Türk" ya da "aşiret" göçerleri olduğu biraz tartışmalıdır.
Sayfa 314·Kitabı okudu