Porty X

Porty X
@Porty_
Reklam
Savaş bir erkek işidir ve bu nedenle belki de doğal olarak kadına özgü "güzel olmak için acı çekmek şarttır" ilkesi tersine çevrilmelidir.
Sayfa 534·Kitabı okudu
Porty X
Acı çekmek kadınlara özgü bir “güzellik şartı” değil, savaşın (yani erkeklerin dünyasının) doğal sonucudur.
Biz Halife olduktan sonra, her akşam selamlıkta izaz ü it'am etmek için haremdeki evlåd ü iyalini aç bırakan Anadolunun züğürt hanedanlarına benzedik. Asker ve memurlarımızın senede dört ay maaş alamadıkları zamanlarda bile Surre-i Hümayunun intizam-ı irsalâtına itina şedaid-i iklim ve mevasim altında çıplak gezen askerleri ilbasa bedel, Merakıd-i Mübarekeye puşideler ihda olunur ve Yemendeki asker-ı mahsureyi tahlis için sevk olunacak kuvvayı imdadiyeye tahsis olunan vapurlara Çerkes Mehmet Buhara Hacılarını ırkâp ederdi. Han-ı Hilâfete Asya'dan, Afrika'dan, Cava ve Sumatra'dan hücum eden tufeylileri millet hesabına ve kendi gıda ve nafakamızla besledik.
Sayfa 73 - Süleyman Nazif, Kastamonu, Mektubundan 29 Nisan 1911·Kitabı okudu
Porty X
Metnin günümüz Türkçesiyle anlamı şöyledir: “Biz halife olduktan sonra, her akşam selamlıkta ikram ve ziyafet verebilmek için, haremlerindeki çocuklarını ve ailesini aç bırakan Anadolu’nun yoksul hanedanlarına benzedik. Askerlerimiz ve memurlarımızın yılda dört ay maaş alamadığı zamanlarda bile, Surre-i Hümâyun’un (Hicaz’a gönderilen para ve hediyelerin) düzenli olarak gönderilmesine büyük özen gösterildi. Şiddetli iklim ve mevsim şartları altında çıplak gezen askerleri giydirmek yerine, kutsal türbelere örtüler hediye edildi; Yemen’de kuşatma altında kalan askerleri kurtarmak için gönderilecek yardım kuvvetlerine ayrılan vapurlara, Çerkes Mehmet’in Buhara hacılarını bindirmesi sağlandı. Hilafet makamına Asya’dan, Afrika’dan, Cava’dan ve Sumatra’dan akın eden asalakları (bedavacıları), millet adına ve kendi yiyeceğimizden, nafakamızdan keserek besledik.”** Kısa yorum (metnin ruhu) Bu metin, Osmanlı’nın son dönemlerinde hilafet uğruna halkın ve ordunun ihmal edildiğini, gösteriş ve sembolik dini harcamaların, askerlerin ve memurların temel ihtiyaçlarının önüne geçtiğini sert ve eleştirel bir dille anlatır. Devletin kendi insanı aç ve çıplakken, uzak coğrafyalardaki dini prestij uğruna kaynak tüketmesini acı bir benzetmeyle eleştirir."
Daha Neler
İstanbul şehrinin Hz. Süleyman tarafından kurulduğuna dair birçok tarihlerde kayıt vardır.
Sayfa 17 - Cilt 1-2·Kitabı okuyor
Porty X
BÜYÜK BELDE ESKİ ŞEHİR İSTANBUL'UN TAMİRİ HAKKINDADIR 0 SMANLI Devleti'nin hükümet merkezi ve Yunanlıların tahtı Makedonya yani İstanbul şehrinin Hz. Süleyman tarafından kurulduğuna dair birçok tarihlerde kayıt vardır. Kur'an-ı Ke-rim'de fethi tarihini «Beldetün tayyibetün olarak bulmuşlardır. «Elif lam mim gulibeti'r-Rüm... dan murad İstanbul'dur, demişlerdir. Ba-a tefsirciler de Beldeler arasında onun gibisi yaratılmadı sözün-den Makedonya Kalesinin kasdedildiğini söylerler. Kısacası, gulgu-le-i Rúm, tantana-i Rúm, vevele-i Rüm, debdebe-i Rúm ve galebe-i Rüm öyle bir ülke ki, yeryüzünde eşi yoktur. Yunan tarihleri ve diğer tarihçiler İstanbul'un kuruluşu hakkın-da hepsi aynı düşüncededirler. İshak kavline göre, Peygamber efen-dimizin doğumundan 1600 sene önce, Davud oğlu Hz. Süleyman (1) Aleyhisselam kafdan kafa, ins ve cinlere, vahşi hayvanlara ve kuş-lara hükmetti. Ama Batıda Okyanus denizinde Ferenduz adlı bir adada, Sidon (2) adında büyük nam kazanmış bir padişah vardı. Ga-yet gururlu idi. Hz. Süleyman'a itaat etmeyip, başkaldırmıştı. Hz. Süleyman yer götürmez bir ordu ve büyük hayvan sürüsü ile Sidon Şah'ın üzerine gitti. Sidon'un bütün ülkesini harab edip, halkını esir etti. Sonra hükümdar Sidon yakalanıp Hz. Süleyman'ın huzurunda ateşte yakılarak öldürüldü. Fakat Sidon'un yeryüzünde benzeri olmayan peri yüzlü, melek görünüşlü, çok güzel bir kızı vardı. Hz. Süleyman o kızı, ganimet olarak aldı ve onunla evlendi. Zira o sırada Hz. Süleyman bekår idi. Yemen diyarında Seba melikesi Belkıs, Bursa nähiyelerinden Aydın-cık denilen yerde vefat etmiş (3) ve Süleyman Peygamber yalnız (1) Davud oğlu Süleyman (A.S.) Milad'dan (962-1001) yıl önce yaşamıştır. (2) Şimdi «Saydas denilen şehir. Eskiden (Balık avı yeri) mânâsına gelen (Sidon) adı ile meşhur bir Fenike şehri idi. (3) Belkıs'ın mezarı Tüdmür sürunun altında olduğu ve hatta Hz. Ömer'in balifeliği zamanında yapılan onarımda nâşının ortaya çıktığını bazı ta rihler bahseder. kalmıştı. Bunun üzerine Sidon'un kızı Aline ile evlenip, onu Rume-line götürmüştü. Kız, şeytanın aldatmasıyle daima ağlar idi. Hz. Süleyman, bu kötü talihli kızın perişan halini sorduğunda kiz: -Ey Allah'ın emini! Dilerim ki benim için bu yerde büyük bir saray yapıp, geri kalan ömrümü daima onda ibädet ederek ge çireyım. Babamın resmini yaptırıp, gözüm ona iliştikçe ağlamaktan vazgeçerim diyerek ricalarda bulundu. Hz. Süleyman kızın ricası-na hemen kabul etti. Bütün insanlara, cinlere ve perilere emir ver-di Makedonya diyarında yani Rumeli'nde Filibe, Edirne, Islámbol ve İzmid'de suyu ve havası güzel yerleri gezerek yedi günde gelip Hz. Süleyman'a haber verdiler. Sonra Hz. Süleyman Atina'ya gel-di Orada «Temaşalıkə adında bir güzel köşk yaptırdı. Hala bu bi-nanın kalıntıları vardır. Görülmeye değer bir yerdir ki, insanın ak-lum alır. Atina'dan İslâmbol'a geldi. Hälä Hünkar bahçesi -ki Saraybur-nu denilen yerdir- denilen yerde çadırını kurdurdu. Bir gece uyur-ken rüyasında orada büyük saray ve güzel köşkler yaptı ki, dillere destan olup Dünya var oldukça mamur ve şenlik ola» diye İslâmbol toprağı için hayır dua etti. Meğer talihi kötü kız, babasının resmine gizlice tapınırmış. Hz. Süleyman bu durumu öğrenince kızı, babası gibi öldürdü. Sonra, Süleyman Peygamber, Sarayburnu'nda o büyük eserleri olduğu gibi bırakıp Arz-ı Mukaddes, (Filistin)'e gitti. Orada Hz. Da-vud'un yapmaya başladığı Mescid-i Aksa'yı tamamlarken vefat et-ti. Babaları yanında Kudüs-ü Şerifin kalesi dışında bir büyük tek-kede defnedilmiştir. Sonra Hz. Süleyman'ın oğlu Ruhbaam, Yunanistan'a kadar hü-kümdar oldu. İstanbul'da, babası Hz. Süleyman'ın yaptırdığı bina-lardan başka nice binalar yaptırdı, Burayı hükümet merkezi yaptı. Hz. Süleyman'ın dini üzere 240 sene (4) hükümdarlık yaptı. Bu me-lik Süleyman oğlu Ruhbaam'dan İshak oğlu Muhammed'in sözüne göre. Hz. Peygamberin doğumuna kadar 1600 yıl geçmiştir. Sonra bu dahi vefat edip, Kudüs'ü şerif yakınında Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Beyt-i Lahm tarafında büyük bir mağarada defnedilmiştir. Ondan sonra üçüncü kurucu olan Madyan oğlu Yanko hüküm dar oldu ki, Hz. Adem'den 4600 yıl sonrasına raslar. İstanbul'u bu hükümdar kurdu. Bunun hükümdarlığı İskender-i Rumi'nin doğu (4) Elde bulunan Tevrat nüshası Ruhbaam'ın hükümdarlığını 17 yıl olarak gösteriyor. mundan 430 yıl öncedir. Büyük İskender'in zamanından Hz. Peygam-ber'in doğumuna kadar 882 yıl geçmiştir. Madyan oğlu Yanko. Ame-lika oğullarındandır. Soyu, İshak Nebi Ays'a varır. Bir söylentiye gö-re kısrakdan doğduğu için (5) Madyan oğlu Yanko derier Yunan Be-tälise'sinin ilkidir (6). Yeryüzünü idaresi altına alan dört hükümdar dandır. Bunların ikisi mü'min, ikisi batıl dine mensuptur. Birinci-si Ha. Süleyman, ikincisi İskender Zülkarneyn'dir ki, buna da nebi derier. Batıl dinlere mensub olanlar da Buhtunnasr ile Madyan og lu Yanko'dur. Yanko, 600 yıl yaşamıştır. Yeryüzünde şehirler kur-maya meyilli idi. Yanko'nun kardeşi Yunan Tarihi sahibi Yenvan'dır. Kudüs kay-seri idi. Kayserlerin ilki bu Yenvan'dır. 520 yıl kayserlik yapmıştır. Bazan Filistin'de, bazan Makedonya'daki Rumeli dir- hükümdar-lık yapar idi. Allah'ın hikmeti bir gün bu Madyan oğlu Yanko, eğ-lenip içki içmiş ve kendinden geçmiş bir vaziyette yatarken, sabah-leyin tahtı ile kendisini Sarayburnu denilen yerde bulmuştur. Ni-ce gunler orada kalmıştır. Bütün vezirleri ve vekilleri ile yakın adam-ları başına toplanmışlar, İstanbul'un Sarayburnu semtinin suyun-dan ve havasından hoşlanmışlar ve burada bir kale yapmaya karar vermişler. Zira bu Madyan oğlu Yanko cesur bir hükümdar idi. Bü-tün Yunanlılar buna ikinci Süleyman derler. Bunun hükümdarlı-ğı zamanında Kürdistan'dan Buhtunasr (7), Yahya dini üzere ayak-lanıp. Yahya'nın kanı için Filistin, Haleb, Şam, Taberistan, Aska-lån, Harran ve Mısır'da yetmiş aded şehri harab etmiş, yediyüz-bin Beni İsraili öldürmüştür. Ayrıca Hz. Eremya ve Danyal'ı Sa-fed şehrinde esir etmiş, hesapsız mal ve hazineleri toplayıp. Mad-yan oğlu Yanko'ya karşı isyana girişmiştir. Yanko bunu haber alın-ca kardeşi Yenvan'ı Buhtunasr üzerine deniz misali asker ile gön-dermiştir. Kendisinin başveziri olan Kantor'u ikiyüzbin asker ile de öncü olarak gönderdi. İki ordu Karaman sahrasında savaşa girişti. Allah'ın hikmeti Buhtunasr yardım alamadığından yenilgiye uğra-dı. Elindeki bütün mallar alınıp Yanko'ya getirildi. Bu mallar ile Yanko, Hz. Süleyman'ın binası ve makamıdır diye İstanbul'un su-runa başladı. Kardeşi Yenvan da Yedikule'yi yaptırmaya başladı. (5) Kısraktan doğmuş olmasından maksat, doğrudan doğruya kısraktan doğ duğu değil kısrak südü içmiş olmasıdır. (6) Mısır'daki Betâlisenin birincisi olup (Soter) lakabı ile bilinen sat, M.O. 285 tarihinde hükümet etmiştir. Betälisenin İstanbul'a hizmetleri yok tur (7) M.O. 667-647 yıllarında Båbil ve Ninova'da hükümdarık yapmıştır Silivrice veziri Silivri kalesini, Burgazıca veziri Burgaz kalesi. ni, Boğados veziri Boğados kalesini, Erekliye vezir Erekli kalesini, iki kardeş vezirler Çekmece kalelerini, Terkozice veziri Karadeniz boğazı yakınında Terkos kalesini, Karadeniz'in son bulduğu yerde Yoruz adlı patrik Keşiş Yoruz kalesini ki hälä Kavak adlı kasa-banın hizasında Yoruz adiyle meşhur kaledir yaptılar, Velhäsıl, bütün yedi bölgede yediyüz veziri vardı. Hepsine haber gönderip İstanbul'u ki Makedonya kalesidir onlara nasıl inşa ettirdiği, inşallah sırası geldikçe anlatılır. İKİNCİ FASIL KARADENİZ'İN FETHİ BEYANINDADIR H EYET ilmi (Astronomi) ne sahip olan tarihçilerin güvenilir sözlerine göre Karadeniz, Nuh tufanının karanlık sularından kalmış derin bir denizdir. Derinliği seksen kulaçdır (8). Tu-fandan önce Akdeniz'e dökülmeyip, İstanbul yakınında şimdi Ka-radeniz boğazı olan yerde son bulur idi. O asırda Macaristan'da Sa-lanta sahralarında, Dobricin, Gec, Kemit, Kintos ve Peşte sahrala-ri; Sirem ve Semendire vadileri hep Karadeniz olup, Venedik kör fezi sahilinden Dorişte vilayetinde Karadeniz'in Venedik körfezine karıştığı yerler halen görülmektedir. Hatta Silistre eyåletinde Pre-vadi'nin kalesi ki başı göklere uzanan yüksek bir kaledir-o asır da deniz kenarında imiş. Hålå gemileri bağlamak için demir hal-kalar vardır. Eski zamanda gemi küpeşteleri ve bodoslamalarının kayalara vurarak parçalandıkları yerler açıkça görülmektedir