Bu söz, sevginin iki ayrı ama birbirini tamamlayan yüzünü anlatır…
Sevilmek…
İnsanın omuzlarına görünmez bir zırh giydirir…
Düştüğünde kalkabileceğini bilirsin,
yorulduğunda yaslanacak bir kalbin olduğunu hissedersin…
Birinin seni, eksiklerinle, kırıklarınla, suskunluklarınla
delice sevmesi;
hayata karşı daha dik durmanı sağlar...
Çünkü bilirsin ki,
dünyanın karmaşasında kaybolsan bile
seni bulan bir kalp vardır…
Güç buradan gelir…
Onaylanmaktan değil,
anlaşılmaktan…
Sevilmek; “olduğun hâlin yeterli” denmesidir…
İnsanı içten içe büyüten,
kendine olan inancını sessizce besleyen
derin bir köktür…
Ama sevmek…
İşte orada cesaret başlar…
Delice sevmek,
incinmeyi göze almaktır…
Kontrolü bırakmak,
hesap yapmamaktır…
“Ya giderse?” sorusuna rağmen
kalbini açık tutabilmektir…
Sevmek, zayıflık değil;
bilinçli bir savunmasızlıktır…
Birini delice sevmek,
kendi korkularınla yüzleşmeyi gerektirir...
Kaybetme ihtimalini,
hayal kırıklığını,
hatta yalnızlığı…
Ve yine de “değer” diyebilmeyi…
İşte cesaret tam olarak budur…
Bu yüzden sevgi,
iki kişilik bir dengedir…
Biri seni severken sana güç verir,
sen severken kendini aşarsın…
Biri kök olur,
diğeri kanat.
Ve gerçek aşk,
güçle cesaretin
aynı kalpte buluştuğu yerdir…
Yalnız Adam