Her zaman olduğu gibi bir tarafta birilerine, bir halka ya da bir dine karşı meydan okuyarak yüksek sesle konuşma hakkı tanınırken, diğer tarafta bütün uzlaşmacı yaklaşımların, bütün pasifist ve barışçıl ideallerin, devleti ya da ilahi otoriteyi tehlikeye attığı, hümanite arzusunun “ bozgunculuğa yol açtığı” , dini ya da vatansever heyecanları zayıflattığı bahanesiyle şüpheli sayılarak bastırılması gibi anlamsız bir olgu tekrarlanır durur.
“ Sadece fikir ayrılığından ibaret olmayan, dünya görüşleri, ideolojiler arasinda köklü bir çatışma anlamına da gelen bu tür derin çelişkiler, uzun süre barış içinde kalamaz; diktatörlüğün gölgesinde kalmış bir düşünce özgürlüğü, kendini asla gerçekleşmiş olarak hissedemez; diktatörlük, sınırları içinde bir tek bağımsız kişi bile başını dik tutsa, varlığını sorunsuzca sürdüremez. ”
Zira tarihte ancak
böyle bir kendine takıntılı olma hali, böyle muazzam bağnazlıkla bir kendinden emin olma hali lider yapar adamı.
Her zaman etkileyici olan şeylere kapılan insanlik, asla
sabırlı ve adil olanlara degil, sabitfikirlilere, kendi hakikatlerini mümkün olan tek gercek, kendi iradelerini
dünya kanununun temel bicimi olarak ilan etme cesaretini gösterenlere biat eder.