Kendi hirasını arayan biri
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer-9)
Ben bir taşralı tecessüsüyle sürüklendiğim o gürültülü dünyadan, kitapların âsude inzivasına iltica ettim.
Cemil Meriç
Beyaz sık sık mevcut kültürlere narsisizmin egemen oldu ğunu vurgular; bu kültürden beslenen insanların modernitenin etkisiyle şekillenen kişiliklerinin, ‘iyi olmaʼnın değil, ‘iyi görül me'nin peşinde olduklarını iddia ederdi
Serbest acı piyasası şöyle işler: Çekilen acılar vitrinde sergilenir. Benlik bu teşhirden menhus bir zevk alır. Teşhir edilecek acının üretimi ise şöyle gerçekleşir: Narsistleşmiş benlik, fırsatını bulduğunda kendisine verilene razı olup şükran duymak yerine daha fazlasını hak ettiğini iddia eder, varoluşun her halini bir tenkit unsuru haline getirerek, bunu bir zavallılık ve mahrumiyet konusu yapar. Yaratıcının insanın önüne koyduğu bütün varoluş olanaklarını hem değersizleştirip hiçleştirir, hem de bu hiçleştirmenin faili olduğu halde; kendine acır. Böylece çekilen acılar vitrinini, yeni acılarla zenginleştirir.
Dr. Mavi düşünüyordu da, kendine acıyan sadece Kırmızı değildi. İnsanlar, bir kendine acıma yarışı içine girmişlerdi. Sohbetlere bile en çok acı çekenin kendileri olduğunu kanıtlama telaşı sinmişti. Hayattan memnun olmayan insanlarla dolu bir ortamda başınızın ağrıdığını söyleyin. En kötü baş ağrısını kendilerinin çektiklerini söyleyen sesler yükselecektir kalabalığın içinden. "Sen geçen gün benim migren atağımı görecektin. Senin baş ağrın da bir şey mi?"
Kimse direkt olarak kendisine acıdığını söylemez. Kendine acımanın en bildik yolu, şikâyet etmektir.