"Karanlık sokaklar nefret kokuyordu. Berduşlar tıpkı hortlak gibi görünüyordu. Bu karanlık dış dünya, derin, bataklık gibi tuhaf bir yerdi. Sanki eski, pis aynaydı. Bu kirli aynadan unutulmuş ve donmuş duyguları tekrar fark ettim. Tekrar ışıklı, fosforlu parıldayan dünya bana geri dönmüştü."
"Artık yaşadığım hiçbir şey beni heyecanlandırmaya yetmiyordu. Hayatı mantıksız yaşıyordum, bunun farkındayım. Kendime karşı direniyordum. Tabi bu saçma direniş beni daha gerçekleştiriyordu. Kaslarım sanki çeliktendi. Bu tıpkı sıradan bir kişinin ölmeden önce köşeye sıkışmış bir vaziyette boş geçirdiği hayata benziyordu. Boğazıma düğümlenen bir şey vardı. Ben ve mantıksız kuruntularım birbirimize kalmıştık. Beni kurtaracak bir tek bir kelime bile yoktu. Artık bende bu yüzden çektiğim işkenceden keyif almaya çalışıyordum."
"Hortlak gibi insanlara karşı duyarsızlaşmıştım. Bedenen acı çekiyordum. Boğazımı sıkan bir el varmış gibi boğulacak gibi hissediyordum. Kalbim acı acı atıyordu. Ruhum ise hiçbir duyguyu hissetmiyordu. Ne şehveti, ne korkuyu, ne acıyı, ne de pişmanlığı... Bütün duygular bir anda beni terk etmişti."