Tanrım, Açamadık içimizi
Artık kavuşmamız mahşere kaldı
Ne yelken ne gemi var limanda
Kaçmak bir uzun sefere kaldı
Mercan bir sahildeymiş gemiler
Bulmak kasvetli günlere kaldı...
Nedir ki hayatlarımız? Bir tutku oyunu;
Neşemiz, parçalanmışlığın müziği;
Kulisimiz olmuş analarımızın rahmi,
Bu kısa komedi için kostümlerimizi giyerken.
Cennet, şaşmaz terazili izleyici,
Oturmuş, yazar tek tek yalanı yanlışı;
Saklar mezarlarımız bizi güneşin teftişinden
Tipkı oyun sonlandığında kapanan perdeler gibi.
İşte nihai huzur için oynuyoruz adım adım,
Ne var ki gerçekten ölüyoruz, yoktur şakası.
İngiliz şair ve tiyatro yazarı Christopher Marlowe'nin garip ölümünden önceki son günleri anlatan bir kurmaca hikaye. Her ne kadar kurmaca da olsa gerçekte var olan kahramanın karakteri ve o sıralar hayatında olan gerçekler bir araya getirilerek oluşturulmuş gibi.
Biseksüel olan şair o dönemin ingilteresinde tanrıtanımaz olarak görülüyor ve bu konuda eserler veriyor. Bununla birlikte kraliçe için de zaman zaman casusluk yapıyor. O dönemde böyle bir yapıda olmak yani homoseksüellik ve tanrı karşıtlığı başlı başına bir ölüm nedeni. Sonunda nedensiz bir tartışma sonucu gözünden bıçaklanarak can veriyor.
Hikayeye gelecek olursak konu güzel, ele alınacak çok detay var ama hikaye anlatımı yetersiz. Çok daha güzel bir anlatımla bir başyapıt olabilecek bir konu orta karar bir hikaye olmuş.
Benim bir kadına ihtiyacım vardı. O da geriye kalmış tek yaratık olarak bir yerlerde oturuyor ve benim gibi birşeylerle arasına mesafe koymaya çalışıyor olmalıydı.