Hermia profil resmi
La tristesse durera toujours
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi
47 okur puanı
19 Şub 22:38 tarihinde katıldı.
  • Kendini gereksiz yere, gereksiz zamanlarda, gereksiz insanlar için yoruyorsan; en gerekli zamanda, en değerlinin sadece kendin olduğunu, çok gereksiz bir acıyla anlarsın.

    Boris Vian
  • Siyah İnci, yazar Anne Sewell'in ilk ve tek kitabı olma özelliğini taşıyor. Güçlü bir hayvansever olan Sewell, kitabı hasta yatağında kaleme alıyor ve kitap yayımlandıktan 5 ay sonra hayata gözlerini yumuyor. Kitap basıldıktan sonra milyonlarca satıyor ve her dönemde bahsi geçen klasikler arasında yer ediniyor. Sade dili ve her yaşa hitap eden konusu ile hem çocukları hem de yetişkinlere hitap eden kitap, bugüne de ışık tutuyor ve halen severek herkes tarafından okunuyor.
    Kitabın konusunun "bir atın otobiyografisi" olduğunu söylersek çok şey eksik kalacaktır. Siyah İnci'nin ağzından insanlığın acımasızlığını anlatıyor yazar; hayvanların da canlı olduğunu, onlara karşı sorumlu olduğumuzu, onların da hissettiğini, acı duyabildiğini, şefkatimize ihtiyaç duyduklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. İnsanlığımızı sorgulattırıyor. Siyah İnci'nin her yeni sahibi ile birlikte farklı bir pencereden bakıyorsunuz onun yaşamına. Sewell hayvanlara davranış konusunu her yandan irdeliyor, düşünmediklerinizi düşündürüyor ve kitabın sonunda atlara bambaşka gözle bakan bir okur yaratıyor.
    Siyah İnci yer yer iç burkan, sık sık öz eleştiri yaptıran ve çokça hayvan sevgisi aşılayan bir kitap. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, hemen hemen hepimizin çocukken sadeleştirilmiş biçimini okuduğumuz bu esere Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi'nde yer vererek yetişkinler için de ölümsüzleştirmiş.
  • ruhsal/duygusal yoksunluk en kötüsü. birinin yokluğunu derinden hissetmek ne acı. boşluğu ne büyük.
    gitmek için gelmiyor insan başta ama bazen gitmek gerekiyor. kalmalara denk gelebilmek ümidi ile.
  • Boris Vian üslübu kendine has yazarlardan. Okuduğum ilk eseri olan Savrulan Otlar Arasında'da bu çok net bir şekilde göze çarpıyor. Akıcı olmaktan çok uzak bir anlatım, oradan oraya koşuşturarak adeta saklanan kelimeler ve düşüncelerini, anlatmak istediklerini ustaca gizleyen bir yazar... Bunlar Boris Vian ve biçemini tanımlayan anahtar cümleler.
    Savrulan Otlar Arasında ya da özgün adı ile "Trouble Dans les Andains", kitabın kahramanı Antioche ve Polis Şefi ile birlikte değerli ve eski bir İspanyol parası olan Barbarin'i ele geçirmeye ve iyi bir meblağa satmaya çalışmalarını konu alıyor. Keyfi kan dökebilecek kadar uç psikolojideki karakterler Barbarin'in orijinalini bulduklarında olanlar oluyor. Kitap sağlam bir kurgudan uzak fakat kelimeler Vian'ın kaleminden olunca gözlerinizin önünde uçuşan kelimeleri yakalamak için çok güçlü bir istek duyuyorsunuz.Olayları kaçırmamak ve birbirine bağlayabilmek için çok büyük bir efor sarf etmeniz gerekiyor. Bu kopukluğun önce çevirideki yetersizlikten kaynaklandığını düşünmüştüm fakat yazarın diğer kitaplarında da bu ön plana çıkıyor. Kitaptan ve kurgudan kesinlikle kopmamaya çalışmalısınız. Olayları kaçırmak için bir anlık dalgınlık, dikkat dağılması veya bir göz kırpmalık zaman dilimi yetebiliyor. Kitap gerek konusu gerek işlenişi bakımından okuru yakalamıyor, adeta peşinden koşturuyor. Bu koşuşturmaya ayak uydurabilmek için de kitabı tek solukta okumak gerekiyor. Bu garip dehanın en az kendisi kadar garip yapıtını "kitabın peşinden koşmayı seven" okurlara tavsiye ederim.
  • Mary Shelley'in henüz 19 yaşındayken yazdığı bu roman; okumamış olsa da herkesin bir yerlerden duyduğu, aşina olduğu hatta filmlere dahi konu edilen bir başyapıt. İnsan kitabı okuduğunda 19 yaşında bir insanın böylesine etkileyici bir üsluba sahip olmasına şaşırmadan edemiyor. Bir İngiliz olan ve edebiyata aşina bir ailede büyüyen Shelley'de yine aynı toprakların büyük dehası William Shakespeare'in biçeminden izler sezinledim ve muhteşem kurgusunun yanı sıra bunun da etkisi ile kitabı zevkle okudum.
    Modern bilimkurgunun ilk eseri sayılan kitaba adını veren sanılanın aksine yaratık değil yaratıcı olan kimyager/biliminsanı Victor Frankenstein'dır. Frankenstein genç yaşta kimya bilimine ilgi duyar. Eski simyacıların gerçekliği mümkün olmayan ölümsüzlük, değersiz madenleri altına çevirme gibi arayışları onda büyük ilgi uyandırır. Bu ilgisini akademik seviyeye taşır. Üniversite hocaları ise şu an hiçbir geçerliliği olmayan fikirlerin sahibi insanların müridi olduğunu söylerler ve Victor Frankenstein kimya hakkında her şeye sıfırdan başlar. İlgisi ve azmi onu çok ileri seviyelere taşır. Kimya biliminin yanı sıra anatomiye de ilgi duyar ve bu alanın da inceliklerini öğrenir. Asıl olay bundan sonra başlar, uzun uğraşları neticesinde cansız varlıklara nasıl yaşam enerjisi bahşedebileceğini keşfeder Frankenstein. Keşfettiği bu büyük buluştan kendisi de çok etkikenir ve şaşkınlığı geçer geçmez bir canlı yaratmak için işe koyulur. Mezarlıktan kemikler toplar. Normal insandan daha büyük boyutlu, daha güçlü, daha heybetli bir yaratık yaratmak uğraşı içine düşer. Başarılı da olur fakat can verdiği anda yaratığından kendisi dahi ürker, saklanır ve uzun yıllar boyunca yaratığı ile tekrar karşılaşmaz. Bu yaratım işi Victor'a yıllar sonra çok pahalıya mal olacaktır.
    Kitap orijinal kurgusunun yanı sıra canavarın insan izlenimleri ile yer yer psikolojik noktalara da değiniyor. Canavarın başta sevgi dolu olması ve ona sevgi gösterecek bir arkadaş arayışı, insanların ön yargıları ve farklı olana saygı duymamaları ile kalbine kötülüğün yerleşmesi zaman zaman okuyucunun insani duygularına da dokunuyor. Yaratıcısının bile ondan yüz çevirmesi ile büyük bir psikolojik bunalıma düşen canavar, yaratıcısından kendine göre bir arkadaş yaratmasını istese de bu isteği önceleri kabul eden Victor daha sonra ikinci bir yaratımın tehlikelerini düşününce sözünden döner. Bu olay canavarın kalbini yaratıcısına karşı tamamen kötülük ile doldurur. O günden sonra yaratık, ömrünü yaratıcısının hayatını zindan etmeye; yaratıcısı ise yaratığının ömrüne son vermeye adar kendini. Victor Frankenstein yaşamının sonunda, gözünü yummadan hemen önce dahi bu yaratımın pişmanlığı ile kavrulur.
    Halen daha dillerden düşmeyen bu kurgu harikası roman okunmayı kesinlikle hak ediyor. Shelley'in hayranlık uyandıran cümlelerini daha iyi hissedebilmeniz için eseri iyi bir çeviriden okumanızı tavsiye ederim.
  • Bülbülü Öldürmek kitabını hepimiz ismen bir yerlerden duymuşuzdur. Bu kadar bahsi geçen hatta üstüne bir de filmi çekilen bu kitabı elime aldığımda beklentilerimi karşılayıp karşılamayacağı konusunda çekincelerim vardı. Üzülerek söylüyorum ki ben de önyargılarla başladım kitaba.
    Kitap, küçük Scout Finch'in dilinden anlatılıyor. Scout; babası Atticus, ağabeyi Jem ve yardımcıları Calpurnia (nam-ı diğer, Cal) ile birlikte Maycomb adı verilen küçük bir kasabada yaşamaktadır. Küçük, huzurlu bir kasaba gibi görünmektedir Maycomb. Fakat toplumsal açıdan çok büyük yaralara sahiptir. Bunlardan en çok göze çarpanı beyaz- siyahi ayrımıdır.
    Maycomb halkına göre siyahilerin hiçbir hakkı yoktur bu dünyada. Ağır işlerde çalıştırılırlar, hizmetçi görevinde kullanılırlar... Hatta bu işleri ona vermeleri bir lütuftur beyazlara göre. Bundan dolayı onlara şükran duymalıdırlar. Üstüne üstlük "kanun önünde eşitlik" denen kavram siyahiler için geçerli değildir Maycomb'da. Davalı durumunda bulunan kişi bir siyahi ise mahkemede lehine karar çıkmasına imkan yoktur. Üstüne üstlük Maycomb'da siyahiler ile beyazların kiliseleri bile ayrıdır. Mahkemeyi bırakın, tanrı önünde eşit olduklarını bile düşünmezler onlarla. İbadetlerini aynı yerde yapmaya tenezzül etmezler.
    İşte bu zihniyete sahip küçük bir kasabada Tom Robinson adlı bir siyahi iftiraya uğrar. Kasaba mahkemesi Robinson'a avukat olarak Scout'un babası Atticus'u atamıştır. Beyaz jürinin ve beyaz davacının önünde siyahi bir davalının hiçbir şansı olmadığını bilse de, böyle hassas bir davayı kabul etmezse kendi ilkelerine ters düşeceği ve yine bu ilkelere göre yetiştirdiği çocuklarının yüzüne bakamayacağını düşündüğü için Atticus davayı kabul eder. Eder etmesine ama kabul ettiği için kasabalılar demediğini bırakmazlar. Finch ailesinin yüz karasıdır Atticus, nasıl bir siyahiyi savunmayı kabul eder, onda hiç akıl yok mudur ? Akıllarından geçen her şey dillerindedir Maycombluların. Öyle ki kasaba çocukların dahi gündemine yerleşmiştir bu olay. Atticus çocuklarını bu olaydan ve yankılarından uzak tutmaya çalışsa da elbet çocuklar üzerinde de tesirleri olacaktır.
    Kitap genelde ırkçılık ve yansımalarını konu alsa da tüm toplumlarda bulunan diğer yaralara da parmak basmayı ihmal etmiyor. Bunlardan bir diğeri de kadın-erkek ayrımı. Finchlerin komşusu Bayan Maudie, İncil okumaya daha fazla vakit ayırmak yerine bahçesindeki açelyalarıyla fazla ilgilendiği için kasaba halkından tepki çeker mesela. Scout bir hanımefendi gibi davranmalıdır, etek veya elbise giymelidir. Abisi Jem ve arkadaşı Dill ile vakit geçirmek yerine hanımefendiliğin inceliklerini öğrenmelidir. Scout'un halası Alexandra bile bundan rahatsızdır ve erkek kardeşi Atticus'u onlara yeterince iyi bakamamak ile suçlar. Atticus ne kadar çocuklarını yetiştirmede başkasının etkisinden hoşnut olmasa da mahkeme ve yankılarından çocuklarını sakınmak için kız kardeşinin yardımından yararlanacaktır.

    Böylesine derin bir olay küçük bir kız çocuğunun dilinden ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Mevzuların çocuklar üzerinde uyandırdığı duygulara, olaylarla baş etmeye çalışma biçimlerine, bunca olaya rağmen o çocukluğun verdiği büyü ile mutlu olabilmelerine yer yer gülümseyip yer yer hüzünleniyorsunuz. Kitabın dili de kurgusu kadar güzel. Hikaye, derinliği sebebiyle çok hızlı bir okuma sağlamayabilir ama böylesi çok daha güzel. Yazar çocukluğun saflığı,masumiyeti ile insanın acımasızlığını, bitmek bilmez önyargılarını ve ötekileştirmelerini birlikte vererek bu zıtlıklarla hikayeyi pekiştiriyor. Kitap damağınızda yıllar geçse de hatırlayabileceğiniz bir tat bırakıyor. Yapıtın dillerde bu kadar yer etmesinin sebebi de bence bu güzel ayrıntıları. Bu Harper Lee romanı, kesinlikle ölmeden önce okumanız gerekenlerden.
  • Özgün ismiyle "A Midsummer Night's Dream", adından da anlaşılacağı üzere rüya gibi bir Shakespeare oyunu. Romantik komedi tarzında denebilir. Shakespeare'in erken dönem komedyası olmasına rağmen yazarın kendine has dili ve üstün zekası eserin dört bir yanından hissediliyor.
    Eserin başlıca karakterleri Hermia ve Lysander birbirini çok seven iki gençtir. Fakat Hermia'nın babası bu birlikteliğe karşı çıkmaktadır. Çünkü onun gözünde ideal damat adayı Lysander değil Demetrius'tur. Demetrius'un da Hermia'ya karşı hisleri vardır fakat bu aşk üçgenine bir de dördüncü katılır: Helena. Demetrius tarafından defalarca reddedilmesine rağmen aşkının peşinde gurursuzca dolaşmaktadır. Bu aşk dörtgeni yeterince karışık değilmiş gibi komedyaya bir de periler ve büyü ögeleri dahil olur ve işler iyice sarpa sarar. Başlarından geçen onca badireyi atlatmayı başaran aşıklar sonunda birbirleri için doğru kişiyi bulurlar ve başlarından geçen onca olay onlar için yalnızca bir rüya haline gelir.
    Tek solukta ve yer yer gülümseyerek okuyacağınız bu komedya, bence Shakespeare'in en güzel eserlerinden biri. Konusu hayata dair, dili o bildiğimiz muhteşem Shakespeare dili ve Türkçe'de o güzel Özdemir Nutku çevirisiyle yer edinmiş. Bu güzel eser mutlaka okumanız gerekenlerden.
La tristesse durera toujours
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi
47 okur puanı
19 Şub 22:38 tarihinde katıldı.
2018
85/100
85%
Her gün 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 394. sırada.

Beğendiği kitaplar 11 kitap

  • Ünlü Ressamlar
  • Montaigne
  • Mürebbiye
  • Tanrı'nın Formülü
  • Mary Stuart
  • Sergi Baba ve İki Hafif Süvari
  • Savrulan Otlar Arasında
  • Yanlışlıklar Komedyası
  • Bir Yaz Gecesi Rüyası
  • Siyah İnci

Beğendiği yazarlar 1 kitap

  • İbrahim Yusuf Pala