Ayrık otu

Ayrık otu
@Proffesional
|Uludağ üniversitesi| 4/3
74 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Tanrı bizimle de konuşur belki(!)
7/10
·120 syf.·
2019 18. kitabı
Tarık Tufan, “Bir Adam Girdi Şehre Koşarak” kitabında her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.Yazdıkları ile son sürat akıp giden hayatı yavaşlatıyor,modern zamanın hızına ayak diriyor.Okurken insanı dinlendiren ender kitaplardan biri. Sokakta, metroda, otobüste, vapurda neler varsa bu kitapta da onlar var. Arka kapakta yazılanlar aslında kitabı çok güzel özetliyor;“Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için her şey” var. “Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulabilmek için yani." "Camlardan ölesiye sarkan gündelikçi kadınlar, elindeki eczane poşetleriyle çaresiz bekleyen yaşlı adamlar, pazar yerlerinden artık toplayanlar, eskimiş kıyafetleriyle düğün salonlarında şarkı söyleyenler, sefer tasından utanan genç adam ve diğerleri." Şehrin ötekileri yani.Aslında yara var, en çok yara var. Yavaşça dokununca iyileşecekler gibi. Kitabın ismi Yasin suresinin 20. ayetinden mülhem*: “…Şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve ‘Ey kavmim’ dedi, ‘Bu elçilere uyun!’” Kitap sizi bir güzel gezdiriyor ayrıca.İstanbul, Diyarbakır, Viyana, Gazze, Kudüs, Mekke, Gaziantep, Amazon ormanları, bir bankanın önü, bir cami, bir dolmuş, bir vapur, bir otobüs, bir sokak, bir düğün salonu.Şeyh-i San'an’a, Turgut Uyar’a inceden selam var bu kitapta.Max Brod’a biraz sitem.Biraz Hz.Ali,biraz Hira dinginliği.Biraz merhum Faruk Yücel, biraz da Ümmü Gülsüm ve Maria Puder.Biraz Raif Efendi,biraz Satre,Bachelard ve Anna... *Mülhem: esinlenmek.Bir şeyden ilham almak, içine doğmak,
Bir Adam Girdi Şehre KoşarakTarık Tufan · Profil Yayıncılık · 20199,9bin okunma
Reklam
Ütopik davranmak gerçeğin soğuk zeminini görene kadardır.
Ekonomik özgürlüğünüzü elde etmediğiniz sürece insanların gözünde 5 kuruşluk değeriniz olmaz.Hayatın dayatmış olduğu şey:pragmadır.Eğer faydanız yoksa varlığınızın da anlamı yoktur.istediğiniz kadar iyi niyetli,dürüst,samimi,sağ duyulu olun hiçbir şey farketmez.bu saydıklarımızın hepsi ekonomik özgürlüğünüzü elde ettikten sonra kayda değer görülür.
Kral çıplak cesaretini gösterecekler bitmedi.
resmi açıklamaların bile güneydoğuda 3000den fazla köyün boşaltıldığını ve en az 1 milyon insanın yerlerinden göç etmek zorunda kaldığını ve orda yaşayan insanların çoğunun yoksulluk sınırının bile altında yaşadığını kabul ettiği bir ortamda, ya bu adamların ne işi var burda, dönsünler yurtlarına, zaten pisler, şöyleler, böyleler, yok zaten böyle bir sorun demek sadece trajikomik değil, aynı zamanda yaşadadığınız ülkenin gerçeklerine karşı nasıl yabancılaştığınızın da bir göstergesidir. ama belki de bu sorunun bunca senedir derinleşmesinin, çıkmaza girmesinin ve çözülememesini de açıklıyor bu gibi söylemler. ırkçı değilim hatta karşıyım, demokratım, ama kürtler olunca başka demek, kendinizle çelişmekten öte, olaylara tek yönlü ve tuzukuru biçimde bakan, kendi konforunu herşeyin üstünde tutan, empati, anlayış ve hoşgörü gibi kavramları sadece karı kız, dost ahbap meseleleri için geçerli olduğunu sanan, başkalarının acılarını anlamaktan aciz zihniyeti de açıklar aynı zamanda. sopa sizin elinizde oldukça işler kolay, dilediğinizce atıp tutarsınız ama aba artık çoktan kayboldu gitti, kral çıplak artık.
Edebiyat Ne İşe Yarar?
Dünyada yaklaşık 6 bin dil vardır. Bunlar içinde sadece 200 kadarı edebiyat oluşturma ayrıcalığına sahip olabilmiştir. Bir dilin en güzel şekli edebiyatına yansır. Yılmaz Odabaşı’nın bir şiirine bakınca bile dilin edebiyatta nasıl kusursuz bir yansıma oluşturduğunu anlarsınız:” Asıl olan hayattır./Bir akvaryumu yazmak/Akvaryumda yaşamaktan /Kolaydır, bu yüzden/ Her dize biraz eksik/Her dize biraz yalandır.” Murat Menteş de “Korkma Ben Varım” kitabında edebiyatseverliğin önemini şöyle anlatıyor: “ Bir kumandanı, bir deliyi, anneyi, büyücüyü, talebeyi, avukatı, fahişeyi, korkağı, cömerdi, zavallıyı, kurnazı, dâhiyi, tembeli, salağı… kelimelerinden tanırız. Sağlam bir edebiyat donatımı bize insanların ruhunu sezme, insanlığımıza hâkim olma, sahip çıkma gücü verir. Birbirimizi hakikaten tanımamız, sahiden anlamamız, derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. Cehaletten, zalimlikten, hoyratlıktan, çiğlikten, zayıflıktan, başka nasıl sıyrılabiliriz. Edebiyat, terbiyenin namütenahi hülasasıdır. Görgünün vitaminidir. Bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir.” Yel değirmeni ile savaşan Don Kişot, böceğe dönüşen Gregor Samsa, Eşek kulaklı Kral Midas, tembelliğin simgesi olmuş Oblomov, Savaşın Kızı Bosnalı Suada, … sadece birer roman kahramanı değildir. Aynı zamanda gerçeğe ayna tutan birer semboldür. Onların hikayelerini okudukça ölümsüzlüğün formülünü bulan Lokman Hekim gibi aydınlanırsınız. Üzerinize bilgelik tozu serpilir ve kahraman olmak için uçmaya gerek olmadığını, kendini değiştirebilirsen dünyanı ve kaderini de değiştirebileceğini anlarsın. Bazen ne yapmanız gerektiğini karşınıza çıkan bir şiirden öğrenirsiniz. Arjantinli hikaye ve deneme yazarı Jorge Luis Borges, aşağıya aldığım “Anlar” şiirini yazdıktan sadece iki sene sonra hayatını kaybetmiştir. Geriye eşsiz