Kendiyle yüzleşmeyi kim göze alabilir? Elbette sadece değişimi umabilen! Hiçbir şey değişmeyecekse kişi kendisiyle niçin yüzleşsin?
Niçin yüzleşmenin o ağır yükünü taşısın?
Gerçekliği belleğinde niçin saklasın?
* * *
“Sanki burnum değdi burnuna yokun / Kustum özağzımdan kafatasımı.”
İnsanın kendiyle yüzleşmesini Necip Fazıl’ın bu mısralarından daha iyi ne anlatabilir, doğrusu bilemiyorum.
Burun buruna gelmek, yüzleşmenin en yaygın biçimlerinden biri!
Travma denilen hâl.
Aniden kendisiyle karşılaşır insan. Gerçekle. Gerçeğiyle.
Omnipotans bir anda çöküverir.
Hiçliktir kişinin gördüğü. O hâldeyken hiçlikle yüzleşilir. Gerçeklikle.
Çıplak gerçeklik hiçliğin ta kendisi. Onu bürüyen, sarıp sarmalayan, giydiren biziz.
İnsan yani.
Gerçekliği kendisine tahammül edilebilir hâle getiren. Onu sırf bizim için vareden.
Saçlarını tarayan, süsleyen, yüzüklerini, kolyelerini, küpelerini takıp takıştıran, hep biz.
İnsan.