Mur@t

Spinoza isimli bir filozof 38 yaşındayken büyük bir savaş başlatır. Felsefe ile dinin uzlaşamayacağı tek bir ortak düşman ilan etti: “Hurafeler dinin temeli olabilir mi?” diye sordu. Bu hususta Tanrı’ya ihtiyacı vardı ve öyle de yaptı. Spinoza, yayıncısının bile korkudan adını basamadığı bir kitapla, kilisenin ve devletin kutsal saydığı ne varsa hedef alır. Tanrı’nın gönderdiği din; hesap soran, cezalandıran ve korkutan bir tiran olamazdı. Bunun yerine; erdemin, bilginin ve hoşgörünün ta kendisiydi. Dindar aklı dışlayamazdı. Düşünceler, devletin dahi müdahale edemeyeceği bir kutsallık barındırıyordu. Aklın dışlanması demek hurafelerden beslenen bir din uydurmak demekti. Oysa Spinoza Tanrı-Akıl-İnanç denkleminde tam bir bütünlük görüyordu. Tanrı saf akıl, insan ise o aklın cevheriyle var olmuş bir akıldı. Hurafelere zaman ayıracak vakti yoktu. Bu söyledikleri dönemin ruhban sınıfını rahatsız etti ve saldırıya uğradı. Kalbine bıçak fırlatıldı ama kurtuldu. Suçu “hurafeler dinin temeli olabilir mi?” diye sormaktı. Sahi! Olabilir mi?
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Sokrates’in yüzyıllar önce söylediği bir söz bugün hâlâ insanı rahatsız edecek kadar gerçek: “Demokrasinin en büyük açmazı, cahilin oyuyla bilgenin oyunun aynı ağırlığa sahip olmasıdır.” Çünkü çoğu insan düşünerek değil, etkilenerek karar verir. Bir fikri araştırmaz, sadece tekrar eder. Bir lideri sorgulamaz, sadece ait olmak ister. Hakikati aramaz; kendisine iyi hissettiren yalanın peşinden gider. Kalabalık olmak haklı olmak anlamına gelmez. Bunu bize tarih öğretir. Nice kalabalıklar yanlış hareketten dolayı nesilleri karanlığa sürüklemiştir. İnsanların oy kullanmak için sadece yaşının değil, bilincinin de kullanılması gerektiğini savunanlar haksız mıydı?
Franz Kafka şöyle diyordu: “Eğilme. Kendini yumuşatma. Ruhunu insanların hoşuna girecek hale getirmeye çalışma.” Çünkü bu çağ, insanı olduğu gibi kabul etmiyor. Senden biraz daha sessiz olmanı istiyor. Biraz daha uyumlu, biraz daha sıradan, biraz daha “herkes gibi…” Önce düşüncelerini törpülüyorlar, sonra karakterini, en sonunda da ruhunu. Ve insan fark etmeden, kendi hayatının içinde başkasına dönüşüyor.
“Herkesin haklı çıkmaya çalıştığı yerde, siz doğru kalmayı seçin Bence ne olduğumuz değil, neye dönüştüğümüz önemli.”
📍Maaş kartı eşinde olduğu için kendi kazandığı paradan harçlık alan kadın: "Özel bir hastanede hemşireyim. Nöbetlerle eşimden yüksek maaş alıyorum. Evlendiğimiz günden beri maaş kartım eşimde duruyor. Haftalık 200-300 lira da bana harçlık veriyor. Geçen gün nöbet çıkışı arkadaşlarla beraber kahvaltıya gidecektik, çay alacak para yoktu cebimde. Eve gidip ağlaya ağlaya uyumuşum.