Hiçbir şey düşünemiyorum. Bir savaş sonrasının yanmış, yıkılmış siperleri arasındayım sanki. Dört yanımda ölüler, kopmuş bacaklar, paramparça kollar, kafatasından akmış beyinler...
Beni bu derin yalnızlığa yaşadığım yıllar hazırladı. O yılların içinde sen vardın, başkaları vardı. Hepiniz bir bir aldattınız beni, birer birer terk ettiniz. Senden önce hiç kimseye git dememiştim. Ama hepsi gitti. Benden bir şeyler alarak, içimden bir şeyler kopararak gittiler... İnançlarım yıkıldı, umutlarım azaldı. Şimdi çevremi kuşatan bu kopkoyu yalnızlığın içinde, geçmiş yılları düşünüyor, o artık bir daha geri gelmeyecek zamanlara ağlıyorum.
Senin yüreğin sevmek için çarpıyor. İnsanları sevmeden yapamazsın, yaşayamazsın... Onlar seni hiç sevmese de, anlamasa da yüreğin çarptıkça sen onları sevecek, onlar için yazacaksın. Seni anlamayanlar yazdıklarını da anlamayacaklar. Boş hayallere kapılma. Bir tek ümit var senin için. Yazdıklarının senden sonra anlaşılması! O zaman bugün seni anlamayanlar, ardından bir sevgi yarışına çıkacaklar. Tavan arasında unutulmuş eski eşyalar gibi ortaya çıkarılacak dostlukların, aşkların. Sen yaşadığın müddetçe bu sonu gelmez acıları çekmek zorundasın. Ümitlerinin gerçekleştiğini yaşadıkça göremeyeceksin, göremeyecekler de! Ve sonra bir gün yokluğun seni özlenir, anlaşılır yapacak. O günü görenler yaşarken anlaşılmamış olmanın bütüin suçunu da sana yükleyecekler unutma!