Sen geliyorsun, sevgilim
Gece geliyor -
Hazla doluyor ruhum
Geçip gitmiş yeryüzünün gündüz vakti
Ve sen yine benimsin.
Derin ve kopkoyu gözlerine bakıyorum,
Sevgiden ve mutluluktan başka bir şey göremiyorum. Diz çöküyoruz gecenin mihrabında
Yumuşak yatağa -
Dökülüyor kılıflar
Ve sıcacık temastan alev alırcasına
Korlaşıyor tatlı kurbanın
Katıksız ateşi.
Şimdi ağlamayın hiçbir mezarın başında
Gece içini doldurur coşkuyla -
Cennetin sadık çocuklarınca.
Üzülmeyin, çünkü yaşam
Ve parlak yıldızlar olacağız.
Özgür bırakıldı sevgi,
Dalgalanmakta sonsuz bir deniz gibi.
Acılar için, kim severek inanırsa,
Aşkın o tatlı hazinesinin
Sonunda herkesten çalınacağına -
Hafifletmek için özlemin acısını,
Ve tutulur yüreğinin nöbeti
İlerlemekte sonsuz yaşama;
İçimizdeki korla daha bir engin,
Berraklaşmakta duyularımız.
Yıldızların dünyası akar,
Dönüşür yaşamın altın şarabına,
Varacağız onun tadına
Ve ayrılık da yok bundan böyle.
Yaşam, tüm gücüyle,
Hazzın yalnızca tek bir gecesi.
-Sonsuz bir şiir -
Ve hepimizin güneşidir
Tanrının çehresi.
Sen, o çocuksun, nice zamanlardan bu yana
Mezarlarımızın üstünde derin anlamlarla süzülen;
Teselli eden bir işaretsin karanlıklarda
Daha yüce bir insanlığın sevinçli başlangıcı için.
Ne vardı ise bizi derin bir kedere gömen,
Şimdi tatlı bir özlemle bizden uzaklara gitmekte.
Ölümdeyken müjdelenmişti sonsuz yaşam,
Sen ki ölümsün, bizi sonunda sen kavuşturdun sağlığa.
Fakat yalnızca geceye sadık kalır gizli yüreğim, bir de onun kızı olan yaratıcı sevgiye. Bana gösterebilir misin sadakatini sonuna kadar koruyan bir yüreği? Senin güneşinin beni tanıyan, sevgi dolu gözleri var mı? Yıldızların benim uzanan ellerimi yakalıyorlar mı? O sevecen dokunuşu ve okşayan sözcüğü yeniden verebiliyorlar mı? Sen misin onları renklerle ve hafiften çizgilerle süsleyen -ya da gece miydi senin süslemelerine daha yüce, daha sevgi dolu bir anlam kazandıran? - Yaşamın, hangi şehveti, hangi hazzı sunabilmekte ölümün hazlarını dengeleyebilsin diye?
Bizi hayran bırakan her şey, gecenin rengini taşımıyor mu?