Savaşın hemen ertesinde verdiği “Varoluşçuluk Bir Hümanizm” başlıklı derste Sartre, insan hayatını ıstıraplarla dolu olarak tanımlıyordu. Istırap, yaptığımız her şeyden sorumlu olduğumuzu, bu konuda hiçbir bahanemizin bulunmadığını anlamaktan kaynaklanır.
Sigmund Freud’a göre, insan düşüncesindeki üçüncü büyük devrim, kendi keşfiyle bilinçdışı gerçekleşmişti. Yaptığımız pek çok şeyin içimizde saklı arzular tarafından yönlendirildiğini fark etti. Onlara doğrudan erişemeyiz, ama bu onların yaptıklarımızı etkilemesini engellemez. Yapmak istediğimiz, fakat yapmak istediğimizin farkında olmadığımız şeyler vardır.
Görüşlerinizi karşı görüşlere sahip insanların meydan okumasına açmazsanız, muhtemelen onları gerçekten savunamayacağınız “ ölü dogmalar,” önyargılar olarak kabul etmek durumunda kalırsınız.
Yine de hayatı katlanılabilir kılan bazı deneyimler vardır. Bunlar çoğunlukla sanattan gelir. Sanat, kısa bir süreliğine de olsa, sonsuz çabalama ve arzu döngüsünden kaçınabileceğimiz sakin bir durak sağlar. Bunu en iyi yapan sanat dalı müziktir. Schopenhauer’e göre bunun böyle olması, müziğin bizzat İradenin bir kopyası olmasından kaynaklanır.