“Neyse, işte o gün, en küçük ablam Alice, bahçede yanıma gelerek, ‘Robert, Robert, mutfağa
koş, Eva ile Maria sana çok güzel bir sürpriz hazırlamışlar,’ dedi. Odžnce, bana bir oyun
oynadıklarını sandığım için gitmek istemedim, ama Alice hiç durmadan, ‘Hadi Robert, çabuk
ol... Bak içerde neler var,’ diyordu. Sonunda gittim. Eva, Maria ve öteki ablam Lisa oradaydılar.
Mutfak masasının üstünde iki büyük şişe limonata, kremalı kocaman bir4 pasta, iki paket
yemeklik çikolata ve büyük bir kutu lokum vardı. ‘Bütün bunlar senin,’ dedi Maria. Hemen
kuşkulandım ve sordum, ‘Neden?’ ‘Bundan sonra bize daha iyi davranmam, bizimle daha iyi
geçinmeni istiyoruz. Bunları ye de, seni ne kadar sevdiğimizi hiç unutma.’ Bu sözler bana akla
yakın geldi, masanın üstündekiler de o kadar leziz görünüyordu ki, dayanamadım, oturdum,
limonata şişesine uzandım. Ama Maria elimi tuttu, önce bir ilaç içmem gerektiğini söyledi.
‘Neden?’ diye sordum. ‘Tatlı şeyler insanın midesine dokunur, biliyorsun. Şimdi hastalanırsan,
babam neler yediğini anlar, sonra hepimizin başı belaya girer. Ama ilacı içersen miden
bozulmaz.’ Ben de ağzımı açtım, Maria dört büyük kaşık, yağgibi bir şey içirdi bana. Igǚ ̆renç bir
şeydi, ama aldırmadım, çünkü hemen ardından çikolatalara, pastaya, limonataya saldırdım.
“Ablalarım masanın çevresinde durup beni seyrettiler. ‘Güzel mi?’ diye soruyorlardı, ama o
kadar hızlı atıştırıyordum ki, konuşamıyordum. Kızlar bana çok iyi davranıyorlar, çünkü
günün birinde büyükbabamın konağının bana kalacağım biliyorlar, diye düşündüm. Limonata
şişelerinden biri bitince, Eva ötekini eline alıp, ‘Artık bunu içemez, dolaba kaldırayım,’ dedi.
Maria da, ‘Evet, doğru kaldır. Ikǚ i şişeyi birden büyük erkekler içebilir ancak,’ dedi. Bense