Kendilerini nefsânî arzulara teslîm edenler, nefis planında ömürlerini devam ettirmek için kabir ve onun ötesini düşünmekten sürekli kaçarlar. Bu bakımdan sînesine girecekleri ölüm, onlar için bir istikbâl endişesine dönüşür ve dehşetli bir kâbus kesilir. Çünkü her insan hayâl ettiği ve gönül verdiği dünyâda yaşamak ister. Bu dünyayı îmâr ederek âhiretini harâbe haline getiren kimse, hiç kâşâneyi bırakıp da harâbeye gitmek isteyebilir mi? Bunun aksine, âhiretini mâmûr eden bir mü'min de, ölümü kâbus gibi görüp, dehşet ve ıztırap içinde kıvranır mı?
"İlim, kendisiyle iştigal eden insana hemen faydalar sağlamasa bile; vaktin kendisiyle ölüp gittiği boş şeylerden alakayı kesip atması bile yeterlidir. Allah Teâlâ'dan bizleri sırat-ı müstakimden ayırmamasını dilerim. O bana yeter, O ne güzel vekildir."