Farklı kişilikte iki insanın örneğin sevgiden söz ederken kullandıkları sözcükler aynıdır ama, kişilik yapılarına göre sözcük tümüyle farklı anlamlar taşımaktadır.
Sözcükler, hakikati gizlemekte hiçbir zaman bugünkü kadar yanlış kullanılmadı. Yandaşlara ihanete barışçı politika dendi, askeri saldırganlık, saldırıya karşı savunma olarak kamufle edildi, küçük ülkelerin fethi dostluk anlaşması diye anılıyor, bütün bir halkın acımasızca ezilmesine, nasyonal sosyalizm deniliyor. Demokrasi, özgürlük ve bireycilik sözcükleri de bu şekilde kötüye kullanıldılar. Demokrasi ile Faşizm arasındaki ayrımın gerçek anlamını tanımlamanın tek bir yolu var. Demokrasi, bireyin eksiksiz gelişmesi için gerekli ekonomik, siyasal ve kültürel koşulları yaratır. Faşizmse, hangi ad altında olursa olsun, bireyi, kendisinin dışındaki amaçlara boyun eğmek durumunda bırakır ve gerçek bireyselliğin gelişmesini köstekler.
Tarih yapraklarının neden bu kadar acımasızlık ve yıkıcılıkla dolu olduğuna şaşırmak için neden yoktur. Şaşılacak -ve aynı zamanda da cesaret verici- bir şey varsa, o da bence insan ırkının, insanoğlunun başına gelen bunca şeye karşın tarih boyunca gördüğümüz ve bugün sayısız bireyde bulunan onurluluk, yüreklilik, dürüstlük ve sevecenlik niteliklerini nasıl koruduğu - ve de hatta geliştirdiğidir.
Bir doygunluk ve iyimserlik maskesinin ardındaki çağdaş insan son derece mutsuzdur, hatta umarsızlığın eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Çaresizlik içinde bireysellik kavramına tutunur; "farklı" olmak İster, tercihlerinde en büyük rolü, bir şeyin "farklı" oluşu oynar.