Ertuğrul Ermiş

"Yeraltından Notlar" eserinden:
“İnsanoğlu öyle bir yaratıktır ki, eğer ona yalnızca yaşama olanağı tanınacak olursa, ucu sivri kayalıklar üstünde, gökyüzüne yakın bir noktada, düşse paramparça olacağı bir çıkıntıda yaşaması gerekse bile, oraya bir kulübe kurar, sadece yaşamak için orada kalmaya razı olur.”
Reklam
Ey özgürlük !
Varlığım neye yarar özgür olmadıkça, Nefesim daralıyor yaşadığımı düşününce Özel mülkiyet ne ahmakça! Conatus' unuz bile korkakça...
Nevrotik Mutsuzluktan Olağan Mutsuzluğa
Nevrotik mutsuzluk, insanın kendini durmadan kurcaladığı bir evredir. Neden mutsuzum, ne eksik, ne yanlış? İç ses susmaz, zihin yorulur. Mutluluk, ulaşılması gereken bir hedef gibi durur hep uzakta. Ama bir noktada bu çırpınış durur. Yerini daha sessiz, daha durağan bir hâl alır. Mutsuzluk kalır, evet… ama artık sorgulanmaz. Tanıdık gelir. Hayatın doğal bir parçası olur. Bu, olağan mutsuzluktur. Bir kedinin yavrusuna bakarken anlaşılabilir bu. Aç değil, hasta değil. Ama yine de bakışlarında bir hüzün vardır. Yaşamın ağırlığı, daha ilk bakışta çöker üstüne. O bakışta ne isyan vardır ne de umut. Sadece varoluşun yorgunluğu. İnsan da bazen bu hale gelir. Savaşmadan, sormadan sadece yaşar. Çünkü bazı mutsuzluklar iyileşmez; sadece alışılır.
Varlık ve Hiçlik: Hayatta Kalmak mı, Anlam Bulmak mı?
Modern insan hayatta kalmayı başardı. Ama artık yaşamak zorunda. Hayvanlar, içgüdüleriyle karar verir: Kaç, savaş ya da don. Onlar düşünmez, sorgulamaz. Varlıklarını korumak için ne gerekiyorsa yaparlar. Biz farklıyız. İçgüdülerimizi bastırdık, bastırdıkça beyin büyüdü, toplum kuruldu. Ama o içgüdü hiçbir zaman kaybolmadı. Sadece derine itildi. Ve bazen, en olmadık anda tekrar yüzeye çıkar. Varlık kendini sürdürmek ister — bu bilinen bir gerçek. Ama ya hiçlik? Hiçlik de aynı şekilde çalışır. Varlığın karşısında, sürekli ve sessiz bir direnç gibi. Doğduğumuz andan itibaren ona yaklaşırız. Hastalıklarla, çürümeyle, zamanla… Varlığın yönü ileriye değil, aşağıyadır. Peki iki birey karşılaştığında ne olur? İki bilinçli varlık, birbirini bir tehdit olarak algıladığında? O an, savaş başlar. İki zihin, bir yokluğu savuşturmak için çarpışır. Belki de tüm mücadelemiz, sadece bir soru etrafında dönüyor: “Ne kadar süre daha var olabilirim?”
Reklam