Ertuğrul Ermiş

Düşünceden Eyleme: Praksis Temelli Bir Yaşam Üzerine
Modern insanın davranışları çoğu zaman hazır kalıplarla, toplumsal beklentilerle veya anlık tepkilerle şekillenmektedir. Bu tür bir yaşam anlayışı bireyi edilgen bir varlığa dönüştürür. Oysa insanı insan yapan, yalnızca düşünmesi değil; düşündüğünü sorgulaması, muhakeme etmesi ve bu süreç sonucunda bilinçli bir eyleme yönelmesidir. Her eylemin temelinde bir düşünce bulunur. Ancak bu düşünce, muhakemeden geçmeden alınan kararlarla eyleme dönüştüğünde, birey özne olmaktan uzaklaşır ve yalnızca tepkisel bir figür halini alır. Bu nedenle düşünmek yeterli değildir; düşünceyi işlemek, onu bir süzgeçten geçirmek ve içselleştirerek sorumluluğunu üstlenmek gerekir. Düşünce, pratikle buluşmadığı sürece tamamlanmış sayılmaz. Sadece zihinsel bir taslaktır; bir prototip. Praksis ise bu taslağın hayata geçirilmesi, düşüncenin eylemle bütünleşmesidir. Bilinçli bir yaşam, ancak bu bütünlükle mümkündür. Bu yaklaşıma göre, birey tepkisel davranışlardan uzak durur. Olaylara otomatik reflekslerle değil, düşünsel süreçler sonucu oluşan farkındalıkla karşılık verir. Bu da ona daha titiz, daha derinlikli ve daha sorumlu bir hareket alanı kazandırır. Bir insanın düşünsel süzgecinden geçerek gerçekleştirdiği eylemler, artık yalnızca sonuç üretmez; aynı zamanda öznenin kendi varoluşunu biçimlendirdiği adımlar haline gelir. Bu noktada sorumluluk da bütünüyle bireyin kendisine aittir. Zira artık davranış, dış etkenlerin değil, içsel değerlendirmenin sonucudur. Bu çerçevede praksis temelli bir yaşam anlayışı, sadece entelektüel bir tercih değil; aynı zamanda etik bir duruştur. Tepkisel yaşamdan bilinçli yaşama geçişin yolu, düşünce-muhakeme-karar-eylem döngüsünden geçer. Bu döngü, insanın kendi düşüncelerine sahip çıkmasını, kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenmesini ve nihayetinde kendi
Reklam
"Yeraltından Notlar" eserinden:
“İnsanoğlu öyle bir yaratıktır ki, eğer ona yalnızca yaşama olanağı tanınacak olursa, ucu sivri kayalıklar üstünde, gökyüzüne yakın bir noktada, düşse paramparça olacağı bir çıkıntıda yaşaması gerekse bile, oraya bir kulübe kurar, sadece yaşamak için orada kalmaya razı olur.”
Ey özgürlük !
Varlığım neye yarar özgür olmadıkça, Nefesim daralıyor yaşadığımı düşününce Özel mülkiyet ne ahmakça! Conatus' unuz bile korkakça...
Nevrotik Mutsuzluktan Olağan Mutsuzluğa
Nevrotik mutsuzluk, insanın kendini durmadan kurcaladığı bir evredir. Neden mutsuzum, ne eksik, ne yanlış? İç ses susmaz, zihin yorulur. Mutluluk, ulaşılması gereken bir hedef gibi durur hep uzakta. Ama bir noktada bu çırpınış durur. Yerini daha sessiz, daha durağan bir hâl alır. Mutsuzluk kalır, evet… ama artık sorgulanmaz. Tanıdık gelir. Hayatın doğal bir parçası olur. Bu, olağan mutsuzluktur. Bir kedinin yavrusuna bakarken anlaşılabilir bu. Aç değil, hasta değil. Ama yine de bakışlarında bir hüzün vardır. Yaşamın ağırlığı, daha ilk bakışta çöker üstüne. O bakışta ne isyan vardır ne de umut. Sadece varoluşun yorgunluğu. İnsan da bazen bu hale gelir. Savaşmadan, sormadan sadece yaşar. Çünkü bazı mutsuzluklar iyileşmez; sadece alışılır.
Reklam