Aşkımı yaşamak istiyorum; karşılığını bulup yeşersin. Aşkı min, duygularımın hissizleşip donuklaşmasını, bitkisel hayata girmesini asla istemiyorum. Bu duygular aklıma geldiğinde ellerim buz kesiyor, soğuk terler döküyorum. Kulağına eğiliyo-rum sevdiğimin, "Ellerimi al ve isit," diyorum usulca. Ruhum üşüyor besbelli aşkıma ulaşamama korkusundan. Korkuyorum Vitrindeki altınları inceler gibi yaparak tezgâhın arkasındaki duruşunu izliyorum kaçamak bakışlarla, aramızdaki bütün
Aşkını derinlerde yaşayan bir sırdaş, bir yoldaş bulamamak, paylaşamamak, kendi hissettiklerini karşısında var olan birinde test edememek ne acı! Her daim acı ve izdırap hâliyle mi yaşaya-cağım? Bütün güzellikleri ızdırap kaynağı olarak mı göreceğim? Acı insanı olgunlaştırır derler, doğru; ben de olgunlaşıyorum.
Her şeyden ve herkesten uzakta bir hürriyet ala-n... Kapının önü bile olsa, geceleyin kimsenin olmadığı bir vakitte dışarıda olmak onun için hürriyet demekti. Kimseyi görmek için değil, kimseyle buluşmak ve konuşmakiçin de değil, sadece ama sadece tek başına olmak için... Yalnız ol-mak ve her şeyden uzak olmak için... Yanında bir hami, bir büyük olmadan yalnız ve tek başına... Bütün isteği buydu. Hiçbir buyruk olmaksızın havayı derin derin içine çekmek ve solumak... Dalgaların sahile çarpması gibi, sıçrayan su damlalarının istedikleri yere düşmeleri ve bunun için kim-seden izin almamaları gibi bir şey... Dünya üzerinde yalnız ve tek başına yönünü tayin etmen gibi, canın hangi yolu tercih etmek isterse o patikadan yürümek ve yol kenarla rındaki papatyaları toplamak gibi bir şey ama yalın ayak.. Kısaca özgürlük!