Siyah Kalem – Kapı Önündeki Hayatlar
Bugün evden çıktım. Sıradan bir gündü, öyle sandım. Okulun yakınında bir apartmanın alt kısmına geçtim, çocukları bekliyordum. Hava ne sıcak ne soğuktu, tam arada kalmış bir mevsim gibi… İnsan da bazen öyle olur ya, ne mutlu ne mutsuz.
Başta fark etmedim.
Sonra bir an… başımı kaldırdım. Gözüm kaydı, geri döndü. Ve oradaydılar.
Kapının arkasına dizilmiş, üst üste bırakılmış kitaplar…
Romanlar. Hikayeler. Çocuk masalları. Kalın kalın ciltler. Toz tutmuş ama hâlâ dimdik duran sayfalar. Sanki biri onları saklamaya çalışmış ama aynı zamanda görünmelerini de istemiş gibi.
Yaklaştım.
“Psikolog…” yazıyordu birinin üstünde.
“Özgürlük…”
“Bağımsızlık…”
“Açılan kapılar…”
“Bir yaşam sanatı…”
Hepsi başka bir hayattı. Hepsi başka bir insan.
İçim burkuldu.
Eskiden ben kitap sevmezdim. Açmayı da sevmezdim, okumayı da… Ama şimdi… şimdi onların böyle kapı önüne bırakılmasına üzülüyorum. Çünkü biliyorum; her kitap bir insan demek. Her sayfa bir kalp atışı.
Yanımdan bir kadın geçti. Elinden tuttuğu çocuğunu neredeyse sürükler gibiydi. Çocuk direnmiyordu, sadece gidiyordu. O an anladım… Herkesin içinde taşıdığı görünmeyen bir yük var.
Biraz sonra kapıdan bir teyze çıktı. Çarşaflı, yüzü yumuşak, sesi sıcak.
“Abla bu kitaplar niye burada?” dedim.
Gülümsedi ama gözleri yorgundu.
“Evde de dolu,” dedi. “Çok var… Çok…”
Biraz sustu, sonra ekledi:
“Bina yıkılacak galiba… Onun için koymuş olabilir.”
Bir an sessizlik oldu.
O kitaplara baktım tekrar. Belki bir yazarın hayatıydı onlar. Belki satılmayı bekliyordu. Belki kimse okumadığı için dışarı bırakılmıştı. Belki de… vedaydı bu.
Kim bilir…
Bir insanın evi yıkılırken, ilk dışarı çıkarılan şey ne olur?
Eşyalar mı?
Anılar mı?
Yoksa kitaplar mı?
Çünkü bazı insanlar için kitap, eşyadan daha ağırdır.
Orada öylece