ÖNSÖZ
Bazı kitaplar yalnızca okunmaz; insanın içine dokunur, geçmişini hatırlatır, suskunluklarını konuşturur. Bu iki eser de tam olarak böyle bir yerden doğuyor. Aynı kalbin iki farklı zamanını, iki farklı kırılmasını ve iki farklı yeniden doğuşunu anlatıyor.
İlk kitap, bir ailenin görünmeyen yüzüne açılan bir kapı…
Her evin içinde saklanan sessiz çığlıklar, söylenmeyen sözler, ertelenmiş sevgiler ve içe gömülmüş kırgınlıklar burada hayat buluyor. Bir annenin yükü, bir babanın suskunluğu ve çocukların büyürken taşıdığı görünmez yaralar… Hepsi aynı hikâyede birleşiyor. Bu kitap, süslenmiş bir anlatı değil; gerçeğin en çıplak hâliyle yüzleşme cesaretidir. “Affetmeden yazdım” cümlesi, aslında bir hesaplaşmanın değil, bir fark edişin başlangıcıdır.
İkinci kitap ise aynı yolculuğun içe dönmüş hâlidir.
“Siyah Kalem”, bir insanın kendi karanlığıyla konuşmasını, orada kaybolmasını ve sonra yeniden kendini bulmasını anlatır. 38 yaşında hayatını yeniden kurmaya çalışan bir ruhun isyanı, duası ve sessiz çığlığıdır bu satırlar. Siyahın en koyu tonlarından geçip umudun en sakin mavisine uzanan bir dönüşüm hikâyesidir. Kelimeler burada sadece yazmak için değil; iyileştirmek, hatırlatmak ve yeniden başlatmak için vardır.
Bu iki kitap birlikte okunduğunda tek bir hikâyeye dönüşür:
İlki insanın ailesiyle ve geçmişiyle yüzleşmesini, ikincisi ise kendi iç dünyasında yeniden doğmasını anlatır. Biri yarayı gösterir, diğeri o yaradan nasıl ayağa kalkıldığını…
Ve en önemlisi, bu eserler okuyucuya şunu hissettirir:
Bazı hikâyeler uzakta değil, tam da insanın kendi kalbinin içinde yazılmıştır.