"Ürünün üretiminde sağlanan katkı kadar üründe pay sahibi olunmaktadır. Bu katkının oranında ürün sahiplenilmektedir. Bilgi üretmek, medeniyete katkıda bulunmak hedefleniyorsa verili bilgileri ezberlemekten, düşünerek bilme ve bunun zorunlu sonucu olarak bilinmeyenleri bilme safhasına geçilmesi gerekmektedir. Kendisi üretim aşamalarında bulunmayan kişi bu durumundan dolayı nelik, nitelik ve niçinliğini kavrayamadığı bilgileri yalnızca ezberlemekte, ilerletememektedir. Etken olmaması nedeniyle Türkler gibi Doğulu milletlerin bugünkü medeniyet dairesine girmesi güçleşmektedir. Medeniyetin gelişimindeki neredeyse takip edilemeyecek hız kendisine koşulmayı zorlaştırmaktadır. Duygu ve ideolojilerin esaretindekiler için Batı medeniyeti adlandırması da kendiliğinden bir karşıtlık yaratmaktadır. Öte yandan bu adlandırmanın gerçekliğe muvafık olmadığı felsefe ve bilimin intikal, tevarüs ve tercüme serencamı incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Bütün insanlığın katkısıyla bugünkü güç ve görünümüne kavuşan medeniyetin karşısına bugüne yalnızca gölgesi kalan on asır önceki geçmişi giyimlendirip mücadeleye girişmek anlamsızdır. Doğu’ya ait olduğu savunulan bu geçmişin, antik Greklerden aldıklarından ötürü kendi gölgesini oluşturamadığı pek çok noktası da bulunmaktadır. Bu bakımdan medeniyeti insanlığın ürünü olarak görmek medenîleşmeye atılacak ilk adım olacaktır.
Medeniyete katkı sunabilmek insan olmak demektir. Zira insan medeniyet kuruculuğuyla diğer türlerden ayrışmaktadır. Bu kuruculuksa konuşan/düşünen olmaklığının ürünüdür. Öyleyse bilgiye merak duymayan, bilinmeyene yönelmeyen insan doğasını gerçekleştirmemekte; yakın cinsinden ayrıştığı yakın ayrımı özelliğini etkinleştirmemektedir. Dolayısıyla yakın cinsinden ayrışamamaktadır."
Levent Edige Özdemir," Bilinmeyeni Bilmek",