İlk bakışta çok farklı dünyalara ait gibi görünseler de, temelde insan psikolojisi, kimlik arayışı ve toplumun dayattığı sahte hayatlara başkaldırı gibi ortak temaları paylaşıyor oldukları için Fight Club filmini ve Zweig'in eserini benzettim. Fight Club da anlatıcı hissiz, var ama yok gibi biriyken tüm bu yaşamını silmek için uğraş gösteriyordu ve evini kendisi kül ediyordu. Yeni bir başlangıç için. Evinde sahip olması gerektiğinden fazlası vardı ama onu mutlu edecek şey bu maddiyat üzerine kurulu şeyler değildi. Kitaptaki anlatıcımızda daha önce yaptığı her şeyi bir kenara bırakıp bulduğu asıl mutluluğun ve duyguların peşinden gitmek istiyordu. Bu süreçte özellikle eski haline dönmemek için her zamanki restoranına gitmedi veya evine geri dönmek istemedi. Her iki hikâyede de karakterler, sıradan ve "uyumlu" görünen hayatların arkasında, henüz tanımadıkları bir benlik olduğunu keşfediyor.