Hiç arkadaşı ya da tanışı yoktu, olsun da istemiyordu. Heves kalmamıştı içinde. Nereden geleceğini bilmediği bir dürtünün, tıkanan hayatını yeniden hareketlendirmesini bekliyordu. Şu an yaşamı harap, tasarısız, boş ve âtıldı.
Mektubun sonuna doğru, Tarı'nın sevgili aşığı olarak, Ruth'a yalvarıyordu: "Lütfen yanıt ver bana," diyordu, "ve yanıtında bana bir tek şey söyle.
Beni seviyor musun? Hepsi bu. Sadece bu soruya yanıt ver."
Ama ne ertesi gün ne de sonraki günler hiçbir yanıt gel medi.
Ruth'un gözlerinde, kelimelerle anlatılamayan sözsüz delili görüyordu. O gözlerde gördüğü şey, tüm tartışmaları unutturacak nitelikteydi; çünkü gördüğü şey aşktı. Kendi gözlerinde de aşk vardı ve hiçbir şey aşkın karşısında duramazdı.
Martin onun kim ya da ne olduğunu hiç öğrenemedi. Geçmişi olmayan, yakın gelecekte mezara girmesi kaçınılmaz, bugününü sancılı ateşler içinde geçiren bir adamdı o.